Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




Elifli hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elifli hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2017 Çarşamba

Sürpriz Yumurta Günlüğü : Elif'e Söyledik!

Baktık ki biz söylemesek etraftan duyması an meselesi olacak...
Biz de dün akşam (geçen hafta) Elife sürpriz yaptık ve ta daa "Elif senin bir kardeşin olacak!" dedik :) O ilk an'ın videosunu çekebildiğimiz için kendimizi tebrik ediyorum ama ne yazık ki kardeşinin erkek olacağını duyduğu an'ın videosu yok :( O hayal kırıklığını anlatamam, yaşanır :)
Elifin kardeş tepkisi ilk 10 saniye duraksamak, şaşırmak, olayı anlamaya çalışmak, ayağını sinirle hareket ettirmek ve sonra "Getirdiniz mi peki kardeşimi eve?" diye tepki vermek oldu. Sonraki günler her 5 dakikada bir "Ne zaman gelecek?" sorusu. Buna cevap olarak "kar yağınca"demedik, "yeni yılda" dedik. Ne kadarını anladı bilmiyorum ama geçen 1 haftada kardeşin karnında büyümesi gerektiğini idrak etti. Şimdi beni besliyor kardeşi de yesin diye :)
"Ağlarsa içerde ne yapacağız?" gibi komik sorulardan sonra dün ben arabadan inerken "Kardeşim de mi seninle işe geliyor?" dedi, ahahahaha valla çok güldüm.
gelip gidip kardeşimi çok seviyorum diyerek ona sarılması ve onu öpmesi açık söyleyeyim bana biraz "gerçekçi" gelmiyor. Bilmediği bir şeye verdiği tutum/tepki olarak yorumluyorum.
Bundan sonrasını bizim ayarlamamız gerekiyor gibi hissediyorum.
"O daha küçük, bak sen abla oldun." ifadesini kullanmamak bunların başında geliyor :)
geçen hafta Kardeş Rekabeti kitabını okuyunca da bir aydınlanma geldi. Bebek doğmadan okumam iyi oldu.
Elife kardeş haberini verirken ona sürpriz bir pasta ve hediye almıştık. Bu ara inanılmaz şekilde araba, kepçe, helikopter seviyor. Biz de öyle bir set aldık, tırı yoktu mesela bayıldı.

Ara ara söylediği /sorduğu cümleleri yazayım buraya, hatıra kalsın:
En bombası "Ben kardeşimi uyuturken siz ses yapmayın." demesiydi heralde. "Sen hele bi kendin uyudu da" diye başlamamak için kendimi o an zor tuttum zaten.
Diğer bomba "Neden erkek aldınız?" sorusuydu. İlk başta afalladım ama arkadaşlarımın "Soru sorduğunda sen de soru ile cevap ver" taktiği geldi aklıma; "Sen neden kız oldun?" deyiverdim. Bu soru-cevap onu tatmin etmiş olmalı ki birkaç seferin sonunda bu soru kesildi.
Bir diğer "Peki neden kardeşim olacak?" sorusuna gerçekten boş gözlerle cevap verdim. Yani anlatsaam uzun olacak, baktım ki bu sorunun cevabı bende de yok en ilginci :)

Çok şükür 26. haftaya geldik, Elif kardeş haberini öğrendi.
Darısı sağlıkla kavuşmalara olsun :)
Devamını oku »

24 Nisan 2017 Pazartesi

Hafta Sonundan & Eliften...

Sevgili blog, yoğun geçen hafta sonumu anlatasım var.
Öncelikle baharın +20 derece ile hani olmadı en az +17 ile gelmesini umut ediyorum; yoksa soğuk memlekette olanlardan biri olarak isyan bayrağımı çıkartacağım: tez, güneş çıksın ve bizi ısıtsın.
Cumartesi ve pazar günü hava oldukça kapalı ve soğukken biz 2 gün de dışarı çıktık. Elifi hafta sonu evde gündüz vakti uyutmaya çalışıp kafayı sıyırma noktasına gelmemek için uykusunun geldiği saatte attık kendimizi sokağa. Eskiden arabada uyumayan çocuk son aylarda uyumaya başladı, o kadar mutluyum ki :) Elif arabada uyurken Migrostan 23 Nisan indirimini kurcaladım ve güzel şeylere denk gelebilmenin keyfine vardım. Çoğu için ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim... Ardından Tunalı taraflarına geçtik ve Kuğulu Parka gittik.

 Yürürken YKY ve İş Bankası'na da uğradık. D&R'a sadece Sabit Fikir Dergisi'ni almak için girdim. İçeride ne nefes alabiliyorum ne de kitap seçebiliyorum. Dost'un hemen yanındaki daha önceden gözüme kestirdiğim Padam'dan kahve alıp çıktık, o kadar çok soru sordum ki barista çocuk "Ay bi git be kadın" diyecek diye korktum.


Merak eden olursa, 1 yıl önce açılmışlar ve kahvelerini Federal Coffee'den alıyorlarmış.
Ardından arkadaşımızın atölye arkadaşları ile ortaklaşa açtığı fotoğraf sergisine gittik.

Fotoğrafların çekilmesinde değil belki ama düzenlenmesi ve fikir verilmesi aşamalarında emeğim olduğu için merakla gitmiştim sergiye. İnsanların TV karşısında boş oturmakla kalmayıp dışarı çıkıp bir şeyler üretmesi hoşuma gidiyor. Bu dediğim arkadaş da hani bana Grano'da kahve ısmarlatan var ya işte o :)
Ertesi gün Cer Modern'deki "Çocuk Kitapları Şenliği"ne koşarak gideriz diyorduk ki sabah kar yağması ve Elifin heyheyli uyanması ile dışarı çıkmamız öğleden sonrayı buldu. Elif arabada uyurken ben Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Frida sergisini gezdim. Zira gerçekten şenlik adına ortada pek bir şey yoktu :(




Benim ilgimi en çok mektuplar ve çantası çekti. Kişinin "özel"ine olan ilgim beni bazen korkutmuyor değil :) Ama heyecan duyuyorum bir yazarın yıllar önce yazdığı mektubu okuyunca, ne yapayım...
Oradan sonra da KKK ve annesinin yanına gittik. İyi ki gitmişiz; hayatta en sevdiğim tatlı olan elmalı pasta vardı, oyy yanıma bile verdiler. Az sonra hapur hupur yicem valla :)
Buraya kadar çok neşesiz anlattığımı fark ettim.
Sebebi "annelik" mi yoksa benim "desperate" lığım mıdır bilmiyorum.
Adını "tükenmiş çaresizlik" koydum.
Şuraya azıcık ağlayayım da sonra kahvemi içip elmalı pastamı yiyeyim.
                                                                             ***
Allah sağlık ve huzur versin (amin) çok şükür keyfimiz yerinde, lakin bu çocuk gerçekten NEDEN bu kadar ÇOK ağlıyor? Ve bu İNAT neresinden geliyor ki sihirbazların içlerinden renkli fular çekip insanı şaşırtmaları gibi, inat da Elifin bir yerlerinden çıkıyor ancak sonu gelmiyor?!
Doğum günü yazısından hemen sonra bezini çıkarma kararı aldı(k). Olay nasıl gelişti bilmiyorum. Şu an alıştırma külodundayız. Bezini sadece kakası gelince takıyoruz (burada Şebocum seni andım :) Çişini bu kadar tutabildiğini bilmiyordum açıkçası ve dışarıda çocuğu çişe götürmenin neşeli olabileceğini. Devamında ne derim bilmiyorum ama "false alert"lerde bile eğlendim ya da vitesi boşa aldım artık bilmiyorum...
Lakin hafta sonu yaşadığımız inat ve ağlama krizlerinde akıl ve ruh sağlığımızı pek koruyamadık. Şimdiye kadar bizi az biraz idare eden tüm yöntemler sanırım bu kez çöktü. İçimden sadece "AAAAYYYHHHHH" diye bağırmak geldi, onu da yapmadım. Seçenek sunmanın adını "tehdit" saymazsak seçenek sundum diyebilirim ama bizim gerçekten en acil ve tez zamanda bahsettiğim psikologtan randevu almayı başarmamız lazım yoksa Elifi bir yere bırakıp karabalık ve ben gideceğiz psikologa. Durumumuz bu...
Bir de Elifi kısacık görüp "Aaa ne kadar sakin bir çocuk!" diyenler; ağlama krizlerinin kayıtlarını tutuyorum artık. İsteyene video, görüntü, ses kaydı ne isterse yollayabilirim. Çünkü bir yerden sonra kendimden şüphe etmeye başladım. "Ağlamıyor da acaba biz mi öyle duymaya başladık?" diye ama yok hani bariz bir şekilde "hiç bir şey yapmıyor olmamız" veya "ilgimizi doya doya göstermemiz" ya da "tam ortası" hallerimiz çocuğumuza batıyor. Yani batacak bir şey çıkıyor. Bazen gerçekten kendimi mayın tarlasında yürüyor hissediyorum. Her an -farkında olmadan- bir şey yapabilir veya söyleyebilir ve Elifin inat ve ağlama krizini tetikleyebilirim diye... (Mustafa Yolaşan'ın "Şans Yolu" programı ile büyümüş bir nesiliz ne de olsa...)

Görsel buradan
Sabah uyandığında boğazı oldukça kötüydü, kreşe bırakmaya kıyamayarak da olsa elbette ki bıraktık. Şu an dünya bu dünya, yapabileceğim bir şey yok...
Geçen gün bahsettiğim bir kitap vardı hani, işte orada geçen şeyleri yapmaya çalıştığımda daha iyi hissettim ama. Geçen hafta bu yazıyı yazmadıysam bir sebebi var yani.
"Öfke" ve "tükenmişlik" hissini fark edip ondan kaçmaya çalışmadım. Onların içimden geçmesine izin verdim. Bu güzel bir duyguydu...
Şimdi sırada Elif ağlarken yeni tanıştığım duygularım var. Onları da fark edip içlerinden geçebilirsem güzel bir yol kat etmiş olacağım.
Ya da aklına bir şey gelen varsa söylesin.
"Dönemsel" veya "Bu da geçer" haricinde olursa çok müteşekkir olurum :)


Devamını oku »

12 Nisan 2017 Çarşamba

Elif 3 Yaşında! :)

Sarı papatyam 3 yaşında :)
Vay be! Değil mi?
Bu yazıyı geçtiğimiz haftalarda uzunca yazacaktım ama malum hastalık sebebiyle vakit bulamadım. 9 Nisan saat 11.30'da doğdu minik kuzum.
14.5 ay beraber evdeydik ve sonrasında Elif bir anda tam zamanlı kreşe başladı. Ağustos ayından beri 2. kreşine gidiyor ve çok şükür mutlu. Öğretmeni hamile, sanırım Mayıs sonu gibi ayrılacakmış, 2-3 ay sonra (bence Eylül olsa ve bebeğiyle daha keyifle ilgilense daha güzel olur) dönmeyi düşünüyormuş ama o arada hangi hoca bakacak bilmiyorum açıkçası. Hem merak ediyor hem de etmiyorum yani açıkta bırakacak halleri olmadığına göre, hakkımızda hayırlısı diyorum.
Hala en sevdiği renk MAVİ. Hem de açık mavi.
O yüzden de partisinde bolca mavi renk vardı, kreşteki partiye bir de Elsa eklemişler ama onunla bizim alakamız yoktu, görünce şaşırdım.
Tam 3 kutlama yapıldı 3 yaşında olduğu için :)
Şubat ayında geniz etini alınmış ve iki kulağına tüp takılmıştı. Horlama ve ağızdan nefes hali direk kesilse de yeşil burun akıntısı hala devam ettiği için Kbb-Çocuk Alerji doktorlarını ziyaret ediyoruz. Önceki ihmallerimizi yapmamaya çalışıyoruz diyelim.
Resim yapmayı da seviyor ama bence Elifin olayı müzik ve dans. Daha küçükken arabadaki melodinin Mozart olmasına farklı tepki verdiğini gözlemlemiştik; şimdi ise favorisi Pop 80'ler :) Karnaval Radyoda başka bir kanal açılınca muhakkak değiştiriyor, müziğin sesini açıp dans ediyor. İçinde bir 80ler ruhu var sanırım...


Yemek konusunda eskisi kadar rahat yemiyor. Yani sadece ve çoğunlukla kreşte düzenli besleniyor ancak evde mutlaka bir şeyler buluyor, dolanıyor, en sevdiği yemek de olsa yemek istemiyor. Çok alternatif üretmiyoruz aslında çünkü zaten hepimizin ortak sevdiği yemekleri yapmaya vaktim oluyor. Her seferinde Elife özel bir şeyler düşünmüyorum. Buna alışmasını da istemem, oldukça yorucu. O yüzden biraz neyi ne kadar istiyorsa yiyor. Çoğunlukla pek bir şey yemediği için babası takviye yapıyor ama ben hala "yerse yer yemezse yemez" diyorum ve kreşte aldığı besinin yeterli olabileceğini düşünüyorum. O yüzden de en sevdiği yemekler diye ayrıca bir şey yazamam ama hani sarma, yoğurt, pilav ve köfteyi genel olarak seviyor; bazen onları da yemiyor. Yemediği şeyler çoğunlukta aslında.
Uyku konusunda göreceli bir yol kat ettik yani uyku saatlerini vs anlatınca insanlar "aa olmaz öyle" diyorlar ama bizim için o önemli bir yol alma, o yüzden Elif'i kendi içinde değerlendirecek olursam, +1 her zaman 0'dan büyüktür felsefesi ve matematiğine tutunurum ve orada kalırım :)
Elif'in pek geçmek bilmeyen "olayı" aslında, ağlama krizleri. "Malum, dönem gereği, yaşı itibariyle" falan demeyeceğim çünkü Elifin doğduğu andan itibaren olan bir şey olduğundan buna başka bir isim vermek gerekiyor: "Kronikleşmiş kendini ağlayarak ifade etme" hali! Bu halden muzdarip olanlar birleşelim ama bana ne olur şunlarla gelmeyin olur mu, o kadar çok duydum ki, söyleyenlere kaplan bakışımla cevap veriyorum artık:
- Aaa ama Elif çok sessiz ve sakin bir çocuk. Ağladığını da hiç görmedim. Siz yanlış yorumluyor olabilir misiniz?
- Bizimki çok hareketli ve haylaz, bak sizinki ne kadar sakin ve sessiz. (1. ile neredeyse aynı duruyor ama değil, ton farkı var, bunu kaçırmayalım)
- Sen öyle diyorsun ama inan bizimki de öyle, önünden bir şey alınınca hep ağlıyor, krize giriyor ve yere atıyor kendini. (O ara gözümü devirerek bunun ne kadar sürdüğünü soruyorum: 'Tam 15 dakika' diyenlerle ilişkimi kesiyorum. ahahahaha)
- E ama bu yaş dönemi böyle napacan, geçiyor merak etme!
- Fazla bir aradasınız, biraz dışarı çıkın Elif olmadan...

Her birine ayrı ayrı ve dolu dolu verecek yanıtım var çok şükür ama olay atar yapmak değil, sakince durumu değerlendirmek. Hazır mısınız?

Her şey yağmurlu bir Ankara gecesinde minik siyah saçlı bir bebeğin (o zamanlar sarı olmasından eser yoktu) ömrünün 10. akşamında bir anda sarılıktan çıkıp kendini "oyyy doğmuşum ben oyyy" diye fark etmesiyle başlar; yaklaşık 4.5 ay kadar "kolik" denilen ağlamaları şaşmadan tekrarlar çünkü evde saat yoktur, dolayısıyla anne ve babanın saatin tam 17.00 olduğunu bilme imkanları kalmamıştır; iyi ki her gün tekrarlanan bu ağıtlar vardır.
Kucağa alınmaya alışan bebek kişisi çeşitli duygu sömürüleri yardımıyla anne ve babası ama en çok babasını kendine esir eder ve yaş büyüdükçe çeşitli şirinlikler ile bu ağlamaları gizlemeyi başarır. Her şeyin çok önceden farkında olan anne kişisi ise tam zamanlı kreşe bıraktığı ve özlediği yavrusu için vicdan azabı hissederek yapılan ağlama ve krizleri göğsüne pas alarak yavaşlatıp o haliyle evin içine almaya başlar, zamanla bu pas alan kişinin yeri değişmeye ve göğsü en kuvvetli kişi baba kişisi olmaya başlar. Çünkü nedir, "babalık, kız çocuğunun bir bakışıyla erimektir." Ve bu süreç öyle bir gelişir ki sonunda yumurta mı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan noktasına gelirler. Neticede ortada bir yumurta da olsa onu yiyebilen yoktur, herkes sadece aval aval ona bakmakta, bazen etrafında dolanmakta ama asıl sorun şu ki NE YAPACAĞINI BİLEMEMEKTEDİR. Gelinen noktada ağlamanın çeşitli formları tecrübe edilmiş, sıvı-gaz-katı formülleri görülmüş, ağlamanın geçirdiği evrim ile birlikte "kusmasız ağlama", "bayılmalı ağlama", "2 saati geçen ağlama", "30 dakikalık ağlamaya ağlama bile demem ağlaması" gibi kategoriler bu ailenin hayatına sinsice girmiş ve hatta oraya yerleşmiştir. Etraflarındaki hemen herkesin yaptığı "uzman" yorumlara kulak tıkayalı çok olmuş, mümkünse gerçek bir "uzman" arayışına girilmiş ve ne şanslılar ki o kişiden randevu alabilmişlerdir hem de maaşlarının yarısını bırakmaları gerekmeden! Lakin kader ağlarını örmüş ve anne kişisinin iş yerindeki belirsizlik sebebiyle o randevuya gidilememiş ve şu an bebek kişisinin her ağlamasına uzun süredir yaptıkları gibi donuk bir ifadeyle bakılmaya başlanmış veya bebek kişisi ağlaması bitene kadar odasına gönderilmiştir. Bunların hiçbiri "kalıcı çözüm" olmamış ve elbette sarmal daha da katlanarak ilerlemiştir. Hayatta hiçbir şey çözümsüz değildir felsefesine ve sağlığımız yerinde çok şükür cümlesine inanarak yollarına devam eden bu aile için bu masal da -şimdilik- burada bitmiş :)

Belki çok detaya giremedim, yaptıklarımızı/yapmadıklarımızı yazamadım ama açıkçası Elifin "dönemsel" bir ağlama hali yok. Geniz eti sıkıntısı sebebiyle olabileceği yönündeki söylentiler son 2 ayda yani geniz eti operasyonundan sonra da geçmeyince sadece gülümsetti bizi.
Sorunun NEYDEN kaynaklanabileceğine dair elbette ki bir fikrimiz var veya ÇÖZÜM ÖNERİLERİ geliştirebiliyoruz çok şükür. Ama bundan Elifin haberi olmuyor veya bunu reddediyor.
Olayın özünde, anne ve babanın farklı hareket etmesi, babaya aşırı bağımlılık, babanın kızına aşırı düşkünlüğü ile beraber gelen şımartma hali,elbette ki dönemsel ve yaşa bağlı faktörler, anne-baba-çocuk üçlüsünün çoğunlukla bir arada olma hali ve anne ile babanın beraber bir şeylere gidip bu sarmaldan çıkamamaları vb. etkenler var.
Çözüm yolu olarak işin aslı Harvey Krap abinin "mağara adamı" yöntemi gibi şeyleri denedik ama benim en sevdiğim ve bence en etkili olan yöntem şu oldu. Ağlama/inat krizi gibi bir şeyin hemen başlangıcındaysak ve şiddetin artacağını hissetmişsek ilgiyi başka bir şeye yönlendirme yöntemini uyguluyoruz ama yaş ilerledikçe çok da etkili olamıyor. Benim asıl sevdiğim, önce derin bir nefes alıp Elifin seviyesine inip, durumu sakince açıklayıp göz kontağı kurmak. Bazen beraber karar almaya çalışmak bazen alternatif bulmak. İnatla yaptığı herhangi bir şeyde ise "3'e kadar sayıyorum" yöntemi çok sık kullanmadığımız için inanılmaz işe yarıyor. Diyelim ellerini yıkıyor ve zaten aradan belli bir süre geçmiş, (üst baş ıslanmış, ona alışkınız, sorun değil) ve o musluk ısrarla kapanmıyor... "Elif 3'e kadar sayıyorum...1...2..." dediğimde yüzde 90 olarak "3" dememi beklemeden o işi yapıyor. 3 dediğim an, benim yapacağımı biliyor ve bunu pek riske atmıyor. yüzde 10luk dilimdeysek ve onun yapmak istediği şeyi ben yapmışsam işte o zaman DANS başlıyor, o dans da Elifte en az 50 dakika sürüyor.
Elifin nasıl davrandığından daha çok ilgilendiğim şey ise, bizim NASIL davrandığımız ve NE hissettiğimiz. Uzunca bir süre (Tütenle çalışmadan önce) inanılmaz suçlu/kötü hissettim. Durumu iyi yönetemediğim için böyle olduğuna kendimi inandırdım ve dolayısıyla anne-baba çatışmaları da kaçınılmaz oldu. Nasıl olmasın ki o uykusuzluk ve gerginlikte...
Son dönemde Elif'e "ağlaman bitmeden odandan çıkma/ ağlaman bitince odandan çıkabilirsin" yöntemi uyguladık. İlk başta çok etkiliydi. Odasında ağlayıp, ağlaması bitince "anne bitti ağlamam hadi sarılalım" diyordu. İçim yine cız etse de ona kocaman sarılıp ağladığı için odasında olma "ceza"sını kendimce hafifletiyordum. Ki şu an bu yöntem öyle ters tepti ki, "Beni yalnız başıma bırakmayıııın"lara döndü. Aklıma Özgür Bolat'ın kitabındaki cümleler geliyor ve ne zaman ödül/ceza verecek olsam önce bir durup düşünüyorum. Ama uygulama kısmında elbette ki çok zorlanıyorum(z) çünkü hala bütünlük sağlayabilmiş değiliz.
İnsan gerçekten anne ve babalıkta hem kendini yeniden keşfediyor hem büyüyor hem sabır sınırlarının genişliğini görüyor hem de öyle bir an geliyor ki "ne olur biri bana yardım etsin ve şu an ne yapmam/söylemem gerektiğini söylesin." diyor.
Biliyorum bunları az veya çok, şimdi veya sonra ama hepimiz yaşıyoruz.
Yalnız olmadığımı bilmek bile bana güç veriyor.
O yüzden de annelikle ilgili kişisel tecrübelerini paylaşan bloggerları (tanıtım, reklam, abartı içermeyen) seviyorum. Hani buluşalım da sohbet edelim desek, yapamayız.
Böyle olunca biliyorum ki "tadımlık" da olsa birbirimize destek oluyoruz.
Yeri gelmişken teşekkür edeyim :)

Bir diğer konu başlığımız da "tuvalet alışkanlığı". Elif için bu süreç henüz tamamlanmadı, bezini çok seviyor ve bezindeki fazla kaka/çiş vs. onu rahatsız etmiyor. Yaz başındayken yani Elif 2 yaş 3 aylık gibiyken denediğimiz bez çıkarma halinin olumsuz etkisini hala yaşıyoruz desem inanır mısınız? Elif yaşadığı bir şeyi ASLA unutmayan bir çocuk. Bu yaş grubu nasıldır gerçekten bilmiyorum ama Elif doğduğundan beri öyle. Ona söylenen bir şeyi, oyuncaklarını, yapılan bir tartışmayı veya o yoldan daha önce geçip geçmediğini, o yolda yaşadığı herhangi bir olayı... asla unutmuyor.
Tecrübesizlik kaynaklı olarak (ve evet biraz da gaza gelerek) annemin yazlığındayken Elifin bezini çıkartıp külot giydirmiş ve "Ta taa artık bez yok" demiştik. Elif de bacağına sıcak çişler gelince korkmuş ve bir müddet kendine gelememişti. Bunda altyapı eksikliğimiz vardı. Kendimi suçlamasam da teknik hatalarımız olduğunu şimdi bakınca görebiliyorum. Ağustos ayında kreşini değiştirdiğimizde sınıfındaki çocukların yarısı bezliydi ancak zaman ilerledikçe sınıfta sadece 2 çocuk bezli kaldı. Bu durum Elifte "olumlu" veya "gaza gelici" bir etki yaratmadı.
Sticker yöntemi de oldukça kısa süreli işe yaradı.
Tuvalet adaptörü ile başlamıştık ve kısa sürede ondan korkmamayı öğrenmişti, bezli de olsa bezini çıkarttırıp çişini ve hatta kakasını tuvalete yaptığı bir dönem de oldu. (Kasım-Aralık gibi) Ancak o dönemde bile külot giymek istemiyordu ki oldukça sevimli külotlar aldık, onları çok sevdi ve hep "büyüyünce" giyeceğini söyledi. Benimle beraber doğduğundan beri tuvalete girdiğinden "model alma" yöntemini de uygulamış olduk diyebilirim. Bebekleri üzerinde de uygulamalı çalışmalar yaptık. Derken adaptörden lazımlığa geçtik, biraz daha kendi boyuna uygun ve MAVİ bir renk sandalye tipi bir şey seçtik ve Elif onu da sevdi. Yani zaten en başından beri "şimdi çişimi yapıyorum." veya "anne ben çişimi tuvalete yapacağım." diyen bir çocuk-tu ama ASLA bezini de çıkarmak istemiyordu. Kaka konusunda oldukça keskin bir geri adım attı ve bezini hep kakasına yapmak istedi. Geçtiğimiz haftalarda bir blogda beze yapılan kakanın da tuvalete atılıp sifonun çekilmesinin etkili bir yöntem olduğunu okumuştum. Onu deniyoruz. Ve gösterdiği tepkiler ilk başta "Ama o benim parçam, ayrılmak istemiyorum." tepkisiydi şimdi alıştı sanırım. Aslında böyle "normal" tepkiler verdiği için seviniyorum da :) Çünkü daha önce hiçbir yerde okumadığım "sorun"lar değil bunlar. Şu an bezini tuvalete yaptığında okuduğumuz kitapların etkisi oldu elbette, kakalarını "bay bay kakalar, ailene selam söyle" diyerek uğurluyor ama hala bezine yapmak istiyor.
Kreşte öğretmeniyle konuştuk ve hatta farklı aralıklarla alıştırma külodu ile acaba geçiş yapabilir miyiz diye denedik. Birkaç sefer söylüyor çişini sonra elbette ki unutuyor ve o duygudan hiç hoşlanmıyor ve anında geri kaçıyor: ben bezimi istiyorum. bez eşittir güvenli bölge. Bunu benimsemiş olduğunu gördüm. Çünkü birkaç defa evde de "ben bezimi istemiyorum" dediğinde benzer şeyler yaşadık ve birkaç saat sonunda "bezimi istiyoruuumm"dedi. Ben de hiç inatlaşmadım. Hatta annem "ama siz hep seçenek sundunuz" diyor. Belki haklı, sadece inada eğilimi olan bir çocuğa böylesi özel bir konu için gerginlik yaşatmak istemedim. Kısacası dışsal bir motivasyon değil de hep içsel bir motivasyon oluşturmak istedik, onun için de yavaş ve sakin bir yol izledik ama acaba çok mu yavaş kaldık :)
İşin bir de bizim açımızdan yaşananlarına bakacak olursak, insanlar çocuğunun bezini neden çıkartmak istiyor anlayabilmiş değilim. Yani bir çocuk 18 aylıkken de bezinden rahatsız olup bezini kendi isteğiyle çıkartabilir, bu çok normal bir şey ama (2 yaş 3 aylıkken gaza gelip bizim de yaptığımız gibi) "vakti geldi" diye neden bezi çıkartmaya çalışır? Bez oldukça büyük bir kolaylıkken :) Ve bizim en başta reddettiğimiz diğer husus, gece ile gündüz aynı anda uygulanmalı yöntemi..."Yok ya!" demiştik ilk okuduğumuzdan beri. Zaten kuş kadar uyuyoruz, bir de Elifi gece belirli aralıklarla uyandırıp üzerindeki tulumu da çıkartıp çişe oturtacağız. Buna gerçekten ne bedenen ne de zihinsel olarak hazır değildik. Hala değiliz bence. Gece en erken 23.30da uyuyan bir çocuğunuz varsa -şanslıysanız o gece uyanmamış veya ağlamamışsa- sizin en erken uyuduğunuz saat zaten 12 veya 12.30 oluyor. Sabah alarm da 06.30'da çalmaya başlıyorsa, insan bütünlüğünün devam edebilmesi için ben değil Elifi çişe kaldırmak odasına girmem gerekirse parmak ucunda ilerliyorum. Evet seste uyumaya falan alışmadı çünkü zaten uyumaya alışmadı ahahaha :P
Bunun haricinde karabalık zaten (tipik erkek tepkisi gibi geliyor bana) "Vakti gelince bir anda Elifin bezini kendisinin çıkartacağı" rahatlığında. Haksız sayılmaz, Elifin ani geçişleri oluyor ve sizi şaşırtabiliyor.
Ve ben de kendi açımdan şunu soruyorum. "Elifin bezini çıkartması senin için önemli mi? Önemliyse neden önemli?"
Sanırım bunda ne yazık ki toplumsal bir baskı var. Çünkü "3 mü aa ne kadar geç kalmışsınız." dediklerinde çoğunlukla şaşırıyor ve yüzde 10luk bir dilimde de olsa üzülüp "geç miii?" diye panik yapabiliyorum. Ama bir an durup düşünüyorum: neye geç kalmış olabiliriz? Yani gelişim evrelerinden birini tamamlamaya çalışan bir bireye bunu yapması için izin vermek ve olanak tanımak, çok yavaş bir hareket mi? Amacımız tabii ki tamamen salıvermiş veya boşvermiş bir şekilde "olur yeaa" demek değil. Bu süreçte işin aslı kitap-sohbet-oyunlaştırma-ödül-motivasyon vb yöntemleri denediğimiz için aklıma "akışına bırakmak"tan başka bir şey gelmiyor. Hani klasik bir laf var ya, "hangi çocuk bezli kalmış ki?" diye :) Sadece bu konu için değil genel olarak inatlaşmaya meyilli bir çocuğu böylesi önemli bir konuda soğutmadan veya ürkütmeden sakince, gözlem yaparak ve tabii saygı duyarak ilerlemeye çalışıyorum. Annemin dediği gibi seçenek sunuyorum ki bu acaba yanlış mı bilmiyorum. "Anne ben kaka yapacağım/yapıyorum" dediğinde "Tuvalete yapmak ister misin?" diye soruyorum ve cevabı her seferinde "Hayır" oluyor. Böyle olunca üstelemiyorum(z). Oyunlaştırdığımızda öğrendiğimiz ve zaten gözlemlediğimiz şey ise Elifin tuvaletten veya bezi haricinde bir şeye tuvaletini yapmaktan KORKUYOR olması. Bunu bilinçdışı bir şekilde mi geliştirdi açıkçası bilmiyorum çünkü beni tuvaletimi yaparken hep gülümserken gördü :) Daha ne diyeyim yani ahahaha :) KORKU demişken, o konunun daha da uzun olduğundan bahsedeyim, belki buraya sıkıştırmamak daha mantıklı... Ama Elif korku duygusunu sıklıkla hisseden ve hissettiren bir çocuk. Belki de bu yüzden tüm fiziksel şartları "tamam" ve "uygun" olsa bile Elifte travmatik bir etki yaratmak istemediğimiz için "gözlemci" ve "seçenek yaratıcı" pozisyondayız.
Dolayısıyla tecrübeli annelerden benzer deneyim yaşamış olanlara sorabilirim çünkü bu bloga yorum yazanlarda çok şükür şimdiye kadar kimse ahkam kesici veya yargılayıcı bir boyutta bir şey yazmadı. Hep yapıcı yorumlar aldım. Bunun için ayrıca çok çok teşekkür ederim :)
Aklıma gelenler şöyle:
- Mevcut bezi Prima'nın beyaz olanı, dolayısıyla yaptığı çişi çok da rahatsız etmeden tutuyor. İlk aşamada çişten rahatsızlık duyabileceği bir beze geçerek deneme yapılabilir.
- Kademeli olarak, mesela eve geldiğinde yatana kadar "şimdi free time" denebilir, bunu da kabul edebilir aslında ama bacağına gelen çişlerin sıcaklığı Elifi çok ürkütüyor. Emin olamadım.
- Diğer bir seçenek, yukarıda bahsettiğim gibi "akışına bırakmak" olabilir. Şu aşamada çünkü bunu "geç kaldık" veya bir "sorun" gibi algılamıyorken doğal bir süreçte devam edebiliriz. (mevcut durum)
- Afilli tuvalet alınıp özendirilebilir? İlk olarak Potete'den almıştık. Şimdi İkea'nın sade modeli (hem adaptörü hem lazımlığı) ve mavi sandalye şeklinde lazımlığı var. En çok onu seviyor ve canı istediğinde veya banyo süreçlerinde zaten ona yapıp çişini tuvalete döküp sifonu çekip elini yıkıyor :) Dolayısıyla afilli tuvalete gerek var mı? Bilemedim.

Tuvalet işi de böyle. Geleyim, tüm bunları kapsayan diğer minik başlığa. Elif için değil ama Elife nasıl davranacağımızı öğrenebilmek için bir çocuk psikologuna gideceğiz inşallah.
Elif 3 yaşında diye farklı şeylerden de bahsedebilirdim belki ama ben bunları yazmak istedim. hem de azıcık gecikmiş bir iç dökme de oldu, bak rahatladım :)

Minik kuzum, sarı papatyam çok şükür, 3 yaşında 💙


En sevdiği şeylerden biri, müzik açıp dans etmek, oyun hamurlarıyla oynamak ve tabii ki puzzle yapmak. 24lük büyük boy puzzle'ları genelde tek başına yapabiliyor bazen yardım da istiyor. Bu puzzle 60 parça, hediye gelmişti doğum gününde, babasıyla yaptılar.
Bir de kitap okunmasını sevdiği kadar (hatta belki daha çok) masal dinlemeyi seviyor. Ama çok çok çok seviyor. Siparişli masallar anlatıyoruz.
"Masal anlat anne."
"İçinde ne olsun Elif?"
"ımmmm... Mavi, ayakkabı, balık, göz, yıldız olsun"
"Heeee, tamam. Bir varmış bir yokmu..."

İşte böyle Elif cephesinden haberler de.
Kuzular sağlıklı olsun yeter, değil mi?
Çok şükür 💓







Devamını oku »

3 Şubat 2017 Cuma

Dün / Zorlukları Fırsata Çevir!

Bu seride aslında henüz yayınlamadığım bir yazı daha var. Aradan 10 gün geçtiği için düzenleme yapmam gerek önce. İş yerinde "blogspot"ile sorun yaşadığım için ve evde de bilgisayarı açmak ne mümkün olduğundan o kadar arada derede yazıyorum ki yazılarımı :) Azmime benden bir aferin :)
Dönelim dünkü yaşadıklarımıza.
Bir gün öncesi karabalık "Ben geç çıkacağım, sen Elifi al" dedi. Ama bizim düzenimizde bu o kadar kolay olan bir şey değil. Birincisi araba karabalıkta, ikincisi araba bende olsa işyeri-kreş-ev parkurlarında hava kararınca ve iş çıkış trafiğinde araba kullanma deneyimim yok. Üçüncüsü ne evimiz kreşe yakın ne de iş yerimiz. Nasıl ama? O zaman dans o zaman renk! :)
Eskiden bu geç çıkışlar daha seyrek olurdu ve yaz ayı da olunca parkta şurda burda Elifi oyalayabiliyordum. Şimdi pek kolay değil ki son haftalarda çişini tuvalete yapma isteği tavan yapmışken (bezi var hala çok şükür-tipik Türk anası konuşması olmadı ama ben hazır değilsem değilim napalım, başka yazının konusu olur o da) Elifi çeşitli parkurlardan geçirip eve götürmek mi yoksa evi Elifin kreşine yakın bir arkadaştan rica etmek mi yoksa bir taksiye atlayıp eve gitmek mi? Ki bu seçenekte taksiciye vereceğim parayı helal etsem de gerçekten içimin epey cız edeceğini bildiğim bir parayı vermem gerekecek.
Bir gün öncesinde biraz da denk geldi ve iş yerinden çocuklarımız aynı kreşe giden arkadaşın arabasına bindim, kreşe gittim ve Elifle bizi küçük kendi halinde bir avm'ye bıraktılar, nasılsa karabalık çok da geç kalmayacaktı, beklerdik. Oradaki oyun alanına daha önce götürmüştük ama ben hiç içeri girmemiştim, yaşasın babasını isteyen bebe! Neyse bir gün öncesi görece kolay halloldu ve oyun alanındayken 19.30 civarı babası geldi, acıkmıştık dışarıda yedik ve sonra eve döndük. Ki oyun alanında Elifin bolca koşturduğunu gözlemlesem de onun mutlu olduğunu hissetmedim. Ben de mutlu olmadım. Zaten yemekten sonra uyku-yorgunluk da eklenince gelen ağlama krizleri ile çocuğun enerjisini zaten boşaltmamış olduğunu bir kez daha görmüş olduk.
Dolayısıyla dün tam çıkış saatinde karabalık arayıp "Ben çıkamıyorum ve ne zaman geleceğim belirsiz" deyince hızlıca çözüm ürettim. İş yerindeki arkadaşım çoktan çıkmıştır diye onu aramadım ki zaten üst üste yük olmak da istemedim. Kreşe varabilmek için metroya yürüdüm, metroya bindim ve ardından taksiye atladım. Ki öncesinde yanımda para var mı metro kartımda para var mı ve evin anahtarı yanımda mı diye kontrol ettim. Takside öncesinde sigara içilmiş olacak ki camı hemen açtım. Taksici "Abla rahatsız mı oldun?" dedi,
 "Evet" dedim,
"Sigara kokusu beni rahatsız eder."
"Abla napayım, şu parası olan yeniyetme bebeler var ya, üniversitede okuyan genç kızlar, hep onlar içiyor."
Adamla cinsiyetçilik konuşamayacak kadar midem bulandı ama başka taksi de bulamayacağım için "Beni bekleyin, kızımı alıp geleceğim." dedim. Elif zottiriği de öğretmeni gidip nöbetçi öğretmene kaldığı için beni görür görmez "Ben üzüldüm anne, geç kaldın" demesin mi?
"Ben de geç kaldığım için üzüldüm Elif, şimdi beraberiz bak." dedim. Neyse ulaşım araçlarını (yeter ki bizim araba olmasın) seven bir çocuk olduğundan kısacık taksi yolculuğunda keyfi yerine geldi. Özellikle son durağa gitmedim ki Elif metroya da binsin diye. Böylece 2. parkur olan metro yolculuğumuz başladı. Bir ara geri gidip tekrar mı binsem dedim ama yine de 1 durak ileri gidip son durakta indik. Elif o kadar şaşkın ki, etrafa bakışını hiç unutamayacağım. Daha önceki binmemizde küçüktü, hatırlamıyor.
Bir de taksicinin bizi indirdiği yerde de bir avm vardı ve Elif tanıdı tabii orayı, içeriye girmek için azıcık bir isteğim vardıysa da Elifin "Anne, oyun alanına mı geldik?" demesiyle bu isteğin üzerine soğuk su döktüm veya sıcak bilmiyorum. Hangisi daha güçlüyse ondan işte. Oyun alanlarını bebeğim yokken de sevmezdim şimdi de hiç sevmiyorum ve mantığını anlayamıyorum. Çocukları bir yere kapatma fikri ve onu plastik bir şeylerin içine bırakıp "hadi canım oyna" demek -arada can kurtarıcı olduğunu kabul etmekle beraber- içimi acıtıyor.
Neyse devam ediyoruz. En zorlu parkura şimdi geldik, evin yakınından geçen ringe binmek. Bunun için durağa yürüdüğümüzde sıranın sonunun neredeyse hiç görünmediğini fark ettim. O an aklımdan soğukta beklemesek mi? diye geçirmedim değil ama meğerse o sıra 2 otobüsün sırasıymış. Hemen arkamdaki kadın gerekli taktikleri de verince (metrodan çıkanlar araya kaynak yapabiliyor dikkat et diye) Elifin elini sıkıca tuttum ve:
 "Elif şimdi otobüsü biraz beklememiz gerekiyor." dedim.
"Anne üşüdüm." dedi.
İçim cız etse de "Ben de üşüyorum ama istersen burda biraz zıplayıp ısınabiliriz." dedim. Hoşuna gitti. Neyse bir süre sonra otobüsler geldi, Elif'in gözler kocaman açıldı tabii...
Biz bindiğimizde oturacak yer yoktu ama Elifi gören halime acıdığından olsa gerek yer veren çok oldu. Oturunca fark ettim ki tam 3 çantam ve 1 bebem var. Buna karşılık sadece 1 kucağım var. Matematik denkleminde bile dengesiz çıkacak bu sorun için yanımdaki amca ve teyze atıldı, "kızım çantalarını bize ver" diye. ikisini onlara bölüştürdüm, cüzdanımın olduğu çantayı vermedim tabii, insanlara güvenemiyorsun ki... 1 çanta ve 1 Elif ile insanlara nefes alacak alanın kalmadığı otobüste başladık yolculuğa. Bir müddet sonra hemen arkamızdaki arka kapı bozuldu ve şoför onu tamir etmeye bindi. O ara kendini kapanmış kapıda buldu. Yani kapı açılmazsa şoför inemeyecekti. Ahahaha, o an valla herkes gülmeye başladı :) Şoför öndekilere talimat vererek kapıyı kendini de ezmeden açtırmayı başardı. Biz yola devam. Dışarısı karanlık da olunca ineceğimiz durağın değişmemiş olmasına dua ederek dışarı bakarken yakın yerleri görünce epey sevindim. Yanımdaki teyze o kadar yardımsever çıktı ki, inerken hem Elifi tuttu hem de arkaya seslendi: "Bayana yardım edin inerken, çocuğu var"Hala o ses kulaklarımda :) İndim ve otobüse bağırdım ben de "Herkese çok teşekkürler!" Utanmasam "Allah razı olsun" da diyecektim.
İnince kalan son parkur olan 350 metrelik yürüyüşe geçmeden hemen önce Elif
"Anne yoruldum, üşüdüm ve acıktım." dedi
Haklıydı, ben de ona eğilip "Elif ben de yoruldum, üşüdüm ve acıktım. Evimize çok az kaldı, yanımda 3 tane varken seni kucağıma alamam. seninle aydedeyi arayarak ve şarkı söyleyerek eve gidebiliriz." dedim. Yol boyu bu lafı birkaç kez tekrar etmem gerekse de en etkili silahımı kullandım ve masal anlatmaya başladım. Bir annenin çocuğunun zayıf noktasını bilmesi önemli :) Aydedeli masallar Elifin dikkatini hep dağıtmıştır ve yolu ne kadar yürüdüğünü fark etmez bile.
Eve geldiğimizde saat 19.30'du, acıkmıştık ve evde yemek yoktu. Buzluktan bir şeyler çıkardım, üst değişimi, el-ayak yıkama derken karabalık çok şükür geldi ve niye taksiye binmediniz dedi ki sorunun altında yatan şey şuydu: hava soğuk, çocuğu neden üşüttün :)

Yemekten sonra kaynar içtim enerji versin diye :)

Bunu ben de parkur aralarında düşündüm. Çeşitli cevaplarım var.
Birincisi bunu bir "zorluk" olarak algılamadım, krizi fırsata ve oyuna çevirdim.
Elife hayatın her zaman kolay olmayabileceğini yaşayarak gösterdim. Otobüsteyken her zaman girdiğimiz yol üstündeki markete girmek istedi, "Otobüs bizim istediğimiz yerlerde durmayabilir." dedim ki hayatta her istediğinin her an olmayabileceğini deneyimledi.
Yorgunluk, üşüme, acıkma kavramlarını daha da yakından görme şansı oldu.
Ben de bu arada kolaya kaçmadığımı, bir şeyleri başarabileceğimi (çocuk+3 çanta ile soğukta 3 vasıta ile yolculuk gibi) yeniden gördüm(buna benzer şeyleri arada özellikle yapıyorum zaten) ve en önemlisi Elifle aramızda güzel bir bağ ve unutamayacağımız bir anı oldu.
Şu da olabilirdi, benzer zorlukları her gün yaşayan bir anne de olabilirdim veya o an yanımda taksiye yetecek para da olmayabilirdi. Öyle an'larda daha da bocalamamak için dünkü yaşadığımız minik macera bence güzel oldu.
Elifle bu gece de karabalık olmadan uçağa binme (yakın zamanlarda da bindi neyse ki) ve sonrasında umuyorum ki kısa sürecek bir hastane sürecimiz olacak.
Taslaklarım ve aklım dolu dolu, buraya yazmak için an kovalıyorum desem yeridir :)
Yakın zamanda uğrayamayacak olursam herkese şimdiden mutlu günler bol güneşler diyeyim.

* Blogspotta ben yazı yazabiliyorum ama okuyamıyorum, cepten okusam da yorum yazamıyorum, kusura bakmayın :)
Devamını oku »

16 Haziran 2016 Perşembe

Elif Büyüyor / 26 Aylık

2 yaş yazısından sonra Elif ile ilgili buraya pek bir şey eklememişim, kaç gündür de yazmak istiyordum, işte geldim buradayım :)
Elif'in 19-23 ay arası bambaşka bir dönemi vardı, o dönem sahiden çıldırma noktasına geldiğim çok olmuştu. Tam olarak konuşamadığından ne istediğini de anlayamıyorduk.
23-24 aylık dönem ise tam bir çiçekti hatta ben bunun bize hediye olarak verildiğini düşünmüştüm.
Karabalığa kalsa 2 yaş krizlerini atlatmıştık ama ben anne bloglarından okuduğum kadarıyla (kitaplardan çok daha iyi bence birçoğu) ona sadece hafifçe sırıtıyordum. (neyse ki altın dişim falan yok da, o sırıtışla daha da parlamıyor :P)
Doğum gününden kısa bir süre sonra da adına "2 yaş halleri" diyebileceğimiz Elif'in bambaşka bir yüzü ile tanıştık. Bu dönem için Pelinden okuduklarım/ paylaştıklarımız bana çok daha iyi hissettirirken okuduğum kitaplarda yolumu kaybediyordum. Ki son dönemde çok az ebeveyn kitabı okudum.
"Kriz" dediğimiz anları tetikleyenin ne olduğunu bilmiyoruz, ortak kesişim kümeleri yok. Belki sadece "engellenme" halleri. Bir anda kolik dönemine gidiyor sanki Elif. Çok şükür ki fazla uzun sürmüyor, bazıları 15 bazıları da 45 dakika. 5 saatlik kolikten sonra tüm bunlara çok şükür diyorum(z) :) Elif henüz 26 aylık olduğu için önümüzde bizi nasıl bir süreç beklediğini de bilmiyoruz haliyle, büyük de konuşmamak lazım ama şunu gördüm. "Sakin kal" ve çocuğuna bir şekilde sevgini hissettir. "Keep calm"lı cümleler boşa değil yani.
Bir şeyi aynı anda hem isteyip hem de istemeyen hatta o anlarda ne istediğini bile bilmeden kusacak hale gelene kadar ağlayan bir bebe var neticede karşımızda. (hoplayıp zıplayan, kendini yere zank diye atıp çığırtısından kapının zilini duyamadığımız anlardan bahsediyorum.)
"Gelişiminin bir evresi" diye objektif bir gözle bakmak zor.
Şimdilik ben daha iyiyim.
Babanın içi parçalanıyor ama onun iyiliği için üzerine gitmiyor. Seansın sonunda bolca sarılıyoruz ve sonrasında Elif en azından bir süre daha çiçek gibi oluyor.
Hatırlanacak bir başka şey de bu dönemin geçici olduğu. Bu da insanı motive ediyor. Ya da kolik dönemi bizi bu sürece alıştırmış, bilmiyorum.
Kreşte yepyeni bir süreç bizi bekliyor, en sevdiği yardımcı öğretmen kreşten ayrıldı, kendi öğretmeni de yeni bebek grubu alacak. Kısacası Elif arkadaşlarıyla bir üst gruba geçecek yeni öğretmenleriyle tanışacaklar. Mevcutlardan bizim gözdemiz olan öğretmenler olsun çok istiyoruz ama hayırlısı demekte fayda var. Yani bazen işleri olduğu gibi yoluna bırakmak gerek. Bakalım sonuç ne olacak?
Toprağı, çamuru, taşı çok seviyor. Parkı, sallanmayı, kaymayı, tırmanmayı, kuş kovalamayı çok seviyor.
Konuşması iyice arttı. "Anne kız takılalım, parka gidelim. Yürüyerek gidelim. Ne dersin?" dedi geçen hafta sonu.
Hala oldukça babacı. "Benim babam o" diye bir aşırı sahiplenme halinde. Sanki ben aksini iddia etmişim gibi ehehehe :P
Aydede aşkı ne olacak bu yavrunun bilemiyorum. Kreşten çıkıyor, aydede, uyuyacak aydede, gece uyanıyor, aydede! Varsa yoksa aydede!
Geçen gün "aydede ışıkları kapattı" dedi ve kafasını yastığa koydu, hayal dünyasına bayılıyorum :)
Uyku demişken de aklıma geldi, tam 2 ay bitti uyku eğitiminde. Elif'i yatağına koyup iyi geceler dileyip odadan çıktığımız bir eğitim olmadı bizimki. Niyetimiz de bu değildi zaten.
Süreç biraz "biraz özgü" oldu, kreş psikologunun tavsiyeleri ile başlamış olsak da hakkımı yemeyeyim bunda benim azmimin etkisi var.
Öğrenilmiş çaresizlik halimiz kırıldı diyebilirim.
Şartlandırmanın ne denli etkili olduğunu gördük.
Çocukların rutin bağımlılıklarının faydasını yaşadık.
Hepsi için de bin şükür.

Geçen hafta bezelye ve barbunya ayıkladık, çok sevdi. Ben hala çocuğuyla aktivite yapan anne değilim. Bu konuda kendimi zorlamayı bıraktım. Ben de parkta eğlenmeyi seven, birlikte kitap okumaktan hoşlanan bir anne modeliyim. "Meli/malı"larla yormuyorum artık kendimi. (daha az diyelim)

Bu ara en sevdiği kitap da ÇU. kütüphaneye yazmıştım hatta. Elif çok seviyor bu kitabı ama hiçbir kitap "Gübercin" ile arasına giremez. Bir de "Fil".
"Nasıl /nerden/neden/kim" sorularının devamlı sorulduğu bu günlerde "Fil neden uyuyor, nereden uyuyor, fil kiminle uyuyor" sorularıyla eğleniyoruz.
Dün gece uyumadan, "Biz nerdeyiz?" dedi. "Senin odandayız." dedim. "Nereden geldik?" dedi. (zaten uykum gelmişti) "Buradan geldik" dedim gayet sallama ses tonumla :) "Buradan gelmedik, kapıdan geldik" dedi.
Ballı lokma tatlısı halleri tam gaz devam ediyor yani.
Ağlama krizlerinin sabah tam evden çıkarken olmayanını daha çok seviyor olsak da Elif'i tüm halleri ile sevdiğimizi fark ettim(k). Belki saçma bir cümle gibi oldu ama gerçekten öyle.
Bir de bu "ayna" çalışması bana çok iyi geldi, annelik hallerimde bana dinginlik getirdi, tam da bu ara lazımmış zaten, iyi oldu :)
Devamını oku »

9 Nisan 2016 Cumartesi

Elif 2 Yaşında :)

Bu yazıyı kısmet olursa Elif'in doğum gününde yani 9 Nisan'da yayınlayacağım ama şimdiden notlarımı almaya başlayayım ve bunu da belirteyim istedim. (Doğum hikayemiz de şöyleydi)
24 Mart:
Geçen yazımı okudum şimdi, 4 koca ay mı geçmiş dedim, vay be!
Elif'in kreş günlüğünde ve gelişiminde bir hayli değişiklik oldu tabii ki.
Yine belirli başlıklar altında yazayım, biraz daha derli toplu olsun:
Yeme-İçme:
Bu konuda ne desem kararsızım. Evde yemediği birçok şeyi kreşte severek yediğini duyduğum için sanırım rahatım. Evde zaten kreşteki kadar düzenli bir yemek menümüz yok. Temel prensip şu: "Aç kalmasın yeter" Bir de şu var: "Yemek bulamıyorlarsa kahvaltı yesinler" :) Tamam her zaman bunu uygulamıyorum ama her gün de çorbası, salatası olan bir yemek sofrası kurmuyorum. Ana yemek ve yanında bir şey daha varsa oldukça yeterli bence.
En sevdiği yiyecekler: yoğurt (bebekliğinden beri değişmedi), pilav, mercimek/nohut/kurufasülye gibi kurular, çikolata (sınırları her zaman zorlasa da ne kadar ve ne yiyeceğine biz karar veriyoruz.), BAL (çok acayip seviyor), ekmek, pilav, makarna, et, domates, kaşar peyniri, AYRAN (onsuz napar bilmem :P), mantı, içli köfte (bir Adanalı gibi eliyle yer :), çorba (ekmeğini batırıp yer, öğretmeni göstermiş)
Bazen çok sevip bazen yüzüne bakmadıkları: yumurta :), salatalık, ıspanak (günündeyse yer yoksa yemez)
Hiç sevmedikleri (hala) : zeytin, biber, beyaz peynir, sebzelerin bir çoğu hele ki kabak


Uyku:
Kızımın hakkını yemeyelim şimdi. Allah'a çok şükür 2 ileri 1 geri olsak da gelişme var. Karabalık der ki: "+1 her zaman 0'dan büyüktür." Buna odaklanmaya çalışıyoruz. Çocuk doktorunun önerisiyle her zaman bir adet mide koruyucu veriyoruz. 3 ay bitmek üzere. Bariz bir şekilde iyileşme var diyemem ama +1'e de odaklanmak lazım. Sabretmek, şükretmek lazım.
Uykuya geçişlerde daha az ağlamaya başladı, şu cümleyi benim 2 kulak + karabalığın 2 kulağı = 4 kulak duyduk: "uyku var" Vay anasını dedik, şaka yapıyor sandık hatta. Bunu söyleyince gidip kendisi uyumadı ama olsun inkar da etmedi :)
Hala ayağımızda veya kucağımızda sallayarak uyuyor, gece uyanınca da -hele bazen çok ağlıyorsa- kucağımızda kalıyor. Bu dönem beni biraz rahatlatan şey, Elif'in baba düşkünlüğünün tavan yapmış olması oldu. (bundan yine bahsedeyim) Uyku tulumlarını giymeye/giydirmeye alıştı. Nanalar (uyku oyuncağı) hala bizimle. Ben de çok seviyorum onları zaten :)
Gündüz uykuları kreşte maşallah gayet düzenli iken hafta sonu evde hala 30 veya 45 olmadı 60. dakikada uyanıyor ve her seferinde geri uyutuyoruz.
Arabada veya şu hiç binmediği bebek arabasında zaten uyumadığı için hafta sonumuz hala Elif'in uyku saatlerine göre ayarlı. (Arabada uyumayan bebek nasıl olur biz de görmüş olduk)
31 Mart Güncelleme: Doğum gününden önceki 1 hafta 10 günlük süreç bize sahiden büyüme dönemi gibi geliyor, Elif gece ısrarla uyanıyor ve çokça ağlıyor, ayın 9'u geçince sonraki hafta biraz daha az ağlıyor. Sanırım böyle böyle büyüyecek. Uzun zamandır ertelediğimiz bir kararı uygulamaya alacağız sanırım sonunda: yeniden park yatağı kurma ve ayağımızda vs sallamadan yatağına alıştırmaya çalıştırma. (şimdi yazınca hayal gibi geldi ama önce biz inanır ve kararlı olursak sanki olur bu iş)

Kreş:
Bu dönemde milyon kere öğretmenine şükran borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Kreş konusunda eskisi kadar "harika" diyemesem de öğretmen, psikolog, hemşire, yardımcı öğretmen, İngilizce öğretmeni ve kapıdaki abinin sıcakkanlı ve samimi davranışları olmasa hayatımız zorlaşırdı. Çocuğunu güvenerek bir yere bırakabilme lüksü diye bir şey de varmış. Öğretmenini çok seviyor ama yeni yeni keşfettiğimiz bir şey daha oldu: yardımcı öğretmen Elif'i çok aşırı seviyor. Sanırım aralarında kan bağı olsa, yeğeni olsa bu kadar severdi. Ona da çok şükür diyeyim.
Kreşteki psikologun yumuşak hali ve hep çözüm bulmaya yönelik sakin tavırları bizi olumlu etkiliyor. Ayaküstü konuşmalarda bile bize söylediği öneriler gerçekten işe yarıyor. Bunun en önemli sebebi çocuklarla devamlı iç içe olması.Odasına kapanıp "neydi sorun" demiyor. Yaptığı toplantılarda çocuklar hakkında konuşurken velilerden şunları hep duyuyoruz: "Benim çocuğumu benden daha iyi tanıyorsunuz" Mahçubiyetle gülümsüyor ve işini severek yaptığını söylüyor. Hemşire ile bazen aynı dili konuşamasak da çocuklar için ne kadar kaygılandığını ve onlar iyi olsun diye elinden gelenin fazlasını yaptığını görebiliyoruz. (bazen bence fazla kaygılanıyor ama olsun :) Elif'in öğretmenini ben zaten aileden biri gibi görüyorum. Her ne kadar kreş dışında görüşmemiz hiç olmamış olsa da Elif'in ananesi konumunda :)
Arkadaşlarını ısırmaya çok şükür devam etmiyor derken yeni numaralarını öğrendik kızımızın. Arkadaşlarına kafa atıyor :/ Evde de sinirlendiğinde yaptığı bir davranış zaten ama kendinden küçük bebelere bunu kıskançlıktan yapması üzücü bir durum.
Elif kreşte maşallah yaralama faaliyetlerinin dışında oldukça sosyal, uyumlu ve dışa dönük bir çocuk olarak tanımlanıyor.

Dil Gelişimi:
Bunun fazlasıyla çocuğa göre değişen bir gelişim özelliği olduğunu çocuklarla karşılaştıkça gözlemledik. Kıyas yapmak bence de yanlış çünkü ortada bir yarış yok. Erken konuşanların madalyayı kaptığı bir ortam da yok. Sadece bazıları kendini daha rahat ifade ederken bazıları biraz yavaş belki sadece kendince doğru zamanda konuşuyor.
Elif'i de dil gelişiminde tam ortalarda görüyoruz. Ne bülbül gibi şakıyor ne de sadece susuyor.
Yeni yeni açılıyor diyebiliriz.
En sevdiği ifade de: "Omaj" yani "Olmaz!"
Papağan gibi bizim söylediğimiz her şeyi tekrar etmeye çalışması eğlenceli oluyor aslında.
Arabadaki "Baba dikkat et" de buradan geliyor.
"Kutu kutu pense, elmamı yerse" şarkısını güzel söylüyor.
Bana anne/annem/ esla/esoooş diye sesleniyor.
Kelimeleri tek tek güzel söylüyor. Cümleler de şöyle: "Anne bak gri araba" veya "Benim dedim sana!", "O benim", "Hayır dedim!" "Sen git, baba gel", "Burun aktı", "Bunu aç/kapa", "Anne ağladı" (garibim yavrum, annen ağlak bir bünyeye sahip, napacan)
29 mart Güncelleme: Elif son günlerde artan bir hızla konuşmaya başladı. "Montu as" ile montunu veriyor, "Annee benii bulamaaaz" diye saklanmaç oynuyor, geçen gün de "hadi kahve yap" diye misafirliğe gittiğimiz arkadaşımıza çıkıştı :)
7 Nisan Güncelleme: Bizim kız konuşmaya başladı! İki haftada bir haller oldu bıdığa, kreşte kıskandığı minik yavruya "Senin annen gelmedi, benim annem geldi" dediğine göre dil çözülmüş demek sanki :)
9 Nisan: "İyi ki doğdu Eliif" şarkısını söylüyor :)

Aktiviteler:
Kreşte tam olarak neler yaptıklarını bilmiyoruz. Öğretmeniyle konuşuyoruz, günlük/haftalık bir not kağıdı alıyoruz ama ben TAM olarak tüm gün neler yaptıklarını bilmiyorum. Bu durum beni biraz rahatsız etse de "büyüdü, kreşe gidiyor, her an yanında olamam ve her şeyini bilemem" düşüncesine de alışmaya başladım. 14 ay boyunca her an dipdibeydik ama şu an değiliz. Kreşi görmeye giden iki arkadaşımızdan Elif'in maşallah gayet iyi olduğu, mutlu olduğunu duyduk. Zaten bir çocuk içeriden gayet keyifli çıkıyorsa ve bizi gördüğünde "beni burda niye bıraktınız" hüznüne sahip değilse bence iyi gidiyordur.(belki biraz daha öğretmeninden TAM olarak neler yaptıklarını öğrenebilirim. Müdaheleci olmak adına değil ama gerçekten neler yapıyor merak ediyorum.) (güncelleme: sordum, öğrendim, rahatladım)
Renkleri güzel öğrendi(miş). Bunun bir kısmı kreşe aitse kalan kısmı kesinlikle benim arabadayken Elif'i oyalama çabalarıma ait. "Bak kırmızı araba" deyip arkasından uydurma şarkı olan "Kırmızı araba, yeşil araba, seni çok seviyoruz ... Öğretmen" e geçiyorum. Beni arabada görenler, 1. sabrıma hayran oluyor, 2. bir çocuğu kısıtlı imkanlarla oyalabilecek kadar ana okulu öğretmeni yeterliliğimde olduğumu düşünüyor. teşekkür ederim ama beni Elif bu hale getirdi (olumlu anlamda) Yoksa ben sakince dışarıyı izleyen, arabaların plakalarını okuyan ve trafikte stres olan biriydim. Elifle sabah ve akşam yaptığımız 25'er dakikalık yolculukların sonunda (hele ki bebekliğinde arabada tutan kolik sancılarını da sayarsak) şunu anladım: Bir çocuğun dikkat süresi oldukça kısa ancak onu oyalabilecek bir milyon şey yaratılabilir ve kafamdan uydurduğum her şarkının izleyici onayından geçmesi gerekmiyor, Elif sevsin yeter. Bu yüzden de her durum için bir şarkı yazabiliyorum. "Benzinci amcaa, benzinci amcaa, benzinin var mı, gazın da var mı?" şeklinde giden arabesk şarkılarla çok eğleniyoruz. İçimde bir animatör ruhun yattığını ben de bilmiyordum. Sağol kızım :)
29 Mart Güncelleme: Renkler demişken, Elif'in en sevdiği renk mavi yazmayı unutmuşum. İlk öğrendiği renkler de mavi, mor, gri,pembe, kahverengi, turuncu idi. Sarı, yeşil ve kırmızı sonradan geldi. Siyah ve beyazda hala kararsız.

Genel Durum:
28 Mart:
Elif'in kreşteki hallerini bize anlattıklarında çoğunlukla şaşırıyoruz. Evde de kendini yere atıp ağlar, inatlaşır (2 yaş için çok normal değil mi zaten) ancak kreşteki kadar uyumlu değil. Muhtemelen arkadaş ortamının ve güven duygusunun da etkisi var bunda.
Geçen gün olsaydı daha farklı yazardım ama Elif geçtiğimiz hafta sonu bizi şaşırttı. Normalde gelen misafirlere karşı ya da misafirliğe gittiğimizde en az 20 dakika babasının kucağından inmezdi sonra da ortam çok kalabalık değilse ortama alışırdı ancak geçen hafta sonu Elif çok daha erken bir şekilde ortama uyum sağladı, "hadi kahve yap" diye ev sahibine attığı çalımı ise hala aklımda :)
Kalabalığı gerçekten sevmiyor. Bu açıdan bize çekmiş. Ben de hiç sevmem ve çok gerilirim.
Kedi, köpek, kuş genel anlamda çok seviyor ancak her köpek veya her kedi de onu cezbetmiyor. (kahveden çok korkuyor mesela)
En sevdiği hayvanlar: kedi, zürafa, kuş, fil
İnşallah niyetimiz Elif'i 3 yaşını doldurunca jimnastiğe vermek. Babasıyla pek güzel salsa hareketleri yapıyor, müzik başlayınca yerinde duramıyor.

31 Mart:
Elif'in en sevdiği iki arkadaşı: Ahmet Yasir ve Mehmet Efe. Kreşte ise sanırım Kerem Ateş. Bu ara bize "Ateş şurup" ve "Ateş araba", "Araba benimm, Elif ona hıııı"(kızmış) gibi hikayeler anlatıyor. Öğretmenine sordum, hayal dünyasında yazıyor sanki dedi :) Yakında kreş dedikodularını da Eliften duyarız sanırım.
Aile bireylerini çoğunlukla sadece fotoğraflarından tanıyor, albüm bakmaya bayılıyor.
Açık ara en sevdiği kişi anane ve Ayça. Bir de kendini Ayçayla kıyasladığı durumlar var, onlar da komik. İnşallah haftaya belki annem ve teyzem gelecek, şimdiden heyecanlıyım, onlarla kahve içebileceğim ve çalışma odama çekilip sakince mektuplarımı yazabileceğim anları hayal ediyorum :)

4 Nisan:
Yehuu, annem ve teyzem geldi dün akşam. Elif durup durup onlara sarılıyor, ah keşke aynı şehirde olabilseymişiz dediğimiz an'lar...
Hafta sonu karabalık poşedin düğümünü açamayınca, Elif "baba makas al" dedi, biz şok. Sanırım iyice dillendi bu bıdık :)

7 Nisan: Elif'in Ateş'e kızma halleri devam ediyor: "Ateş, olmaz dedim, araba benim, nana benim"
Bir diğer önemli gelişme de Elif'in son 2 haftadır odada biz olmadan takılmaya başlaması.İlk gün şok olduk. Evde sanki Elif uyuyormuşçasına bir sessizlik, şunu dediğimi hatırlıyorum: "tüm duvarları boyayabilir ve tüm kitaplarını da yırtabilir, şu an bu sessizliğin tadını çıkartacağım." (fonda kaynayan çubuk makarnanın sesi vardı yine de)O günden beri sıklıkla yaşamaya başladık bunu. Tehlike içermeyen yaramazlıklar yapması açıkçası rahatsız etmiyor, o yüzden hemen kitabımı açıyorum. Hatta geçen gün ev nasıl pis göründüyse gözüme (pamukçuklar uçarak evden kaçmaya teşebbüs ediyordu aslında, bıraksam ev kendi kendine bile temizlenirdi :P ) Elifle tüm evi temizleme cesareti gösterdim. Salonda o da yardım etti zaten ama sonrasında çaktırmadan tüydü yanımdan. Odasında resim yaptı arada yanıma gelip bir şeyler mırıldandı arada da kucak istedi. Azimle o temizliği bitirdim, süpürgenin uçan pamukçukları hüp diye içine çekişini izledim.
Bir süredir vardı ama biz çok farkında değildik sanırım, annem gelince iyice anlaşıldı ki Elif bizimle evcilik oynuyormuş :) Annemin ona aldığı fırın,ocak,musluk vs içeren mutfak seti ile off ne yemekler yapıyor. Bir de yemek sonu mutlaka Türk Kahvesi ile bitiyor, ona çok gülüyoruz :)

8 Nisan: Bugün çok duygusalım, dokunsan ağlayacağım. Elif'in fotoğraflarına bolca bakınca "vay be" dedim, maşallah neler yaşamışız :) Onlardan da yukarıdaki fotoğrafları oluşturdum. Üsttekiler biraz daha eskice, en son fotoda son halleri var. Mum üflediği fotoğraf ise geçen günden. Mum üflemeyi her çocuk gibi Elif de çok seviyor, annem ve teyzem de ona pasta almışlar, bu pastadan kaç kez mum üfledi bir düşünün!
Büyüdüğünde blog duruyor olur mu bilmiyorum ama ben en sona şu satırlarımı yazayım:
"Sarı papatyam, sen olmasan biz iki balık sığ sularda kendi halimizde tıngır mıngır sallanır, biraz kitap biraz film biraz konser takılırdık; sen gelince kendimizi bir anda okyanusta bulduk :) Önce ne olduğumuzu biraz şaşırdık ama zamanla okyanusun tadına vardık. 'balıklar gözleri açık uyurmuş' derler, biz de ona adapte olduk. İyi ki geldin hayatımıza, tatlı zottiriğimiz bizim"

9 Nisan: İçim Kıpır Kıpır, İYİ Kİ DOĞDUN ELİİİİF :)

Devamını oku »

13 Şubat 2016 Cumartesi

Elif'in Kitaplığı -2

İlkini tam 1 sene önce yazdığımı az önce fark ettim. "Hey gidi zaman" dedim hatta. Elifin o zamanlar kitaplara verdiği tepki çok farklıydı, dikkatle dinler, şaşırır, güler,eğlenirdi (pasifti).Şimdi ise hangi kitabı istiyorsa onu kapıp kucağıma yerleşen, sıkıldıysa "bittiii" diye kitabı hızla kapatan oldukça aktif bir Elif var,maşallah :)
Bu bölümde kalın sayfalı olan kitapları bir arada olsun istedim. Ne yazık ki birkaç örneğin dışında bu seri daha çok hikayesiz kitaplardan oluşuyor. Daha çok öğretme amacı var diyebiliriz aslında.
Kitaplar konusunda yeni bir düzenleme yaptık. Odasındaki kitaplıkta bulunan kitaplar karışmaya başlayınca odasına 2 adet raf koyduk, Elif de buna bayıldı.


İlk raftakilerden pek bahsetmeyeyim, bu tarz hikayeli kitapları bir sonraki yazıya bırakayım ama "Başka Bir Anne" Elif'e karnımdayken okuduğum son kitap olduğu için çok özel :)
İkinci rafta iki kitabın ortasındaki zürafayı tatlı bir arkadaşım Elife hediye göndermişti, Elif yemeğe,oyuna hep onu da yanında götürüyor, yeni kankisi diyebiliriz :)
İş Bankası yayınlarının kitapları bence açık ara bu kategorinin en iyilerinden.
"İzle Beni" kitabını küçükken okuduğumda sadece dinliyordu, şimdi ise parmağıyla yolu takip etmeye çalışıyor.
"Oyun Kitabım", Gece Bahçesi serisinden olduğu için almıştım, ebatıyla bence ters orantılı bir şekilde işlevi. Favorimiz değil.
"Renkler" kitabı da iyi güzel hoş ancak tam olarak anlayıp seveceği ay grubuna gelmedik sanırım.
"Kim Möö Der" kitabını yeni aldım sayılır, değişik bir kitap. Bence işlevsel ve tasarımı güzel düşünülmüş. Elif henüz ısınamadı.
"Pisi Kedinin İlk Kelimeleri" kitabının büyük boyutlu olması ve renkleri güzel ancak resimleri Elif pek anlayamıyor. Başka bir kitapta rahatlıkla bulabildiği nesneler burada ona pek bir şey ifade etmedi. En sondaki aydede çizimlerine aşık, zaten aydedenin kendisine de aşık :)
"Hayvan Yuvaları" ise bence çok başarılı bir kitap, Elif için erken olduğunu tahmin etmeme rağmen alamıştım, içindeki kapakları açmayı seviyor ancak kitabı hakkıyla okuyabilmesi için biraz daha zaman var:)
Hareketli Kitap serisi sanırım en başarılı seriden biri. Çeşidi çok, şimdilik bizde sadece 5 tane var ama 5. kim bilir nerede :) İngilizce basılı olarak "bookstore"olanını görmüştüm. Türkçeye çevrilmesini heyecanla bekliyorum. (İngilizcesini alabilme fırsatını kaçırdım, bulamıyorum)
Oyun Saati olan kitaptaki Ömer ne yazık ki uzun süredir atında sallanamıyor, Elif kopardı onu. 22 aylık olmasına rağmen kitapları yırtma eğilimi ve isteği pek geçmedi zaten :(

Sözcükler konusunda "Renkler Şekiller Sözcükler" isimli kitap, bence harika.  Bazıkelimeleri neden koyduklarını anlayamasam ve resimler tuhaf gelse de boyutu sebebiyle Elifin favorisi. İçindeki kedi ve köpeği her seferinde öpüyor, çok tatlı :)
Sol üstteki kitap ise biraz daha cep-araba boyunda.
Minik kitaplar da fena değil, İngilizceleri bize hediye gelmişti, Eric Carle çizimleri gerçekten müthiş.

Oyun Bahçesi kitabına bebekken çok daha ilgiliydi, şimdi pek az vakit geçiriyor.
Neşeli Hayvanlar Eliften ziyade benim daha çok sevdiğim bir kitap :)

Küçük & Sevimli Dostlarımız kitabı Elifin bana 2358741 kere okuttuğu bir kitap. İçindeki kedi ve köpeğin canlandırmasını yapmama çok gülüyor. Tırmanmaya, yalanmaya çalışıyorum, çok eğleniyor tabii sıpa :)
Çiftlikteki Hayvanları ikimiz de çok seviyoruz.
Siyah ve Beyaz ile en fazla 3 dakika vakit geçiriyor Elif.
Kelimeler kitabı da güzel ancak favorimiz değil.
Sıcacık Buz Evi, FKS'nin oldukça uygun fiyatlı satılan bir kitabı.Tasarım daha iyi olabilirmiş ama Elif "tık tık tık"lamayı çok seviyor.
Bebekliğinden beri çok sever Elif bu kitabı.  Keşke Elmer serisi yeniden basılsa...
Pöti Kare yayıncılık bildiğim kadarıyla birkaç yıl önce kuruldu. Tasarımı farklı kitapları var, bizde sadece bukitabı var ama genel olarak kitapçıda görmekten mutluluk duyduğum bir seri.
Avusturya tatilinde tamamen kendimi tatmin amaçlı aldığım bu kitabı Türkçeye de çevirttim :) Baskısı o kadar güzel ki,Elif sevmese de olur, ben seviyorum yetmez mi :)
Veee sona sakladığım Elifin şu ara en favori kitabında sıra: Harr Harrr :)
5 adet hayvanın sesini kapakçıkları kaldırınca duyabiliyorsunuz, güzel bir kitap ancak fiyatı bana çok geliyor. Kitapları fiyatına göre değerlendirmeyi pek sevmem ama başka çocuklar sokakta aç gezerken birkaç hayvan sesi dinleyeceğiz diye bu kadar para verilir mi? Bilmiyorum. Elif'e aldığım tek sesli kitap.
İşin aslı nitelikli kitaplardan daha önemli olan şey, sanırım, bu kitapların Elifle birlikte güzel vakit geçirmemize olanak sağlamaları.
Evimizde televizyon veya tablet yok ancak bilgisayar ve cep telefonu var. Yanında hiç kullanmasak da günlük 30-40 dakika youtube'dan şarkı vs. açıyoruz, çok şükür "bittii" diye sıkılıp kapatıyor Elif, umarım böyle devam eder.
Kitapların tadını alarak büyümesini çok isterim...

Çok acayip tatlı bir site keşfettim, işin aslı keşfetmedim, sitenin sahibi tatlı Sima söyledi, çünkü biz arkadaşız ve insan çocuk kitapları hakkında paylaşımlar yapabildiği arkadaşlarına sıkıca sarılmalıdır :)

Devamını oku »

10 Aralık 2015 Perşembe

Elif'in Kreş Günlüğü 6: Büyüyor/ 20 Aylık :)

Elif maşallah 20 aylık oldu, 4 ay sonra 2 yaşını dolduracak inşallah.
Geçen seneki çok kalabalık (!) doğum gününden sonra bu sene neler yaparız bilmiyorum :)
Onu da şimdiden düşünmeyeyim değil mi?
Elif'in kreş günlüğü ve 20. ay yazısını birleştirdim aslında, aklımdakilerin ortak noktası "Elif" nasılsa.
Elif'in kreşinden çok şükür ki hala memnunuz. "Kreş memnuniyeti" ne demektir ki? "Eğitim" demek saçma ama orada neler yaptığını tam olarak bilmiyorum. Yapılan aktivitelerden örnekler gösteriliyor bize ama şimdilik eve götüremiyoruz, ara dönemde dosyasında bir bütün olarak vereceklermiş, onu merak ediyorum.
Aradan geçen 5 ayda kayıt için gerekli hiçbir evrağı vermemiş olmamız ve zaten bunun farkında bile olmayışımız ise tam bizlik. "Aaa vermedik mi? ""Hıı, ne lazımdı ki?" :)
Kreşte benim en sevdiğim şey, samimiyet. Hislerimde çok yanılmam genellikle, o yüzden insanların ve ortamın bana ne hissettirdiğine odaklanıyorum. Öğretmenini çok seviyoruz evcek. Bunu söyleyince karabalık gülüyor ama keşke benim de öğretmenim olsa (geçmiş zaman eki yok yani bu cümlede, şimdiki zaman eki var :) Yardımcı öğretmenlerini de Elif çok seviyor çünkü eline hemen her gün aydede/yıldız/kalp çiziyor ve saçlarını değişik şekillerde topluyor. Elif daha çoook küçükken de tarzımızın aynı olmadığını anlamıştım zaten, bence Elif süsü seven bir kız olacak. Kafasına geçirdiği bantlardan, sabahları kıyafetine göre ayakkabı seçmesinden belli. (sadece 2 ayakkabısı olmasına rağmen :)

Aydede demişken, sebebini tam bilmiyorum ama Elif tam bir "aydede" hayranı. O kadar güzel "ay-dede" diyor ve gökyüzünde onu arıyor ki. Bu aralar gökyüzü hep bulutlu, aydedenin evine uyumaya gittiğini öğrenmek Elifte hayal kırıklığı yaratıyor.
Öğretmenler Günü, bizim için oldukça özel geçti, öğretmeni yıllaaaar sonra da Elifi unutmasın diye ikisinin fotoğrafının çıktısını alıp yanına da Uçan Sınıf'ı ekledik. O akşam Elifi aldığımızda verdiği duygusal tepkiden hediyemizi sevmiş olduğunu anlamak, bizi de çok mutlu etti.
Bir ara bu huyundan vazgeçer gibi olmuştu ama Elif arkadaşlarını hala ısırmaya devam ediyor. Sınıflarında Eliften başka ısıran bir çocuk da yok, evde de biz Elifi ısırmıyoruz :) (Yasemen, senden öğrendi bu çocuk ısırmayı :P Kendinden büyük ya da küçük fark etmeksizin çocukları itekliyormuş da! Tüm bu hareketler kendini savunma içinse, sınıfındaki çocuklar Eliften korunmak için ne yapıyor meraktayım (sormadım) Bir de minik Azra var, onu ısırmasına hele hiç dayanamıyorum, o kadar güler yüzlü ve tatlı ki...
Her sabah çok istekli bir şekilde kapıdan içeri girmeyebiliyor ama bizim ne kadar kararlı olduğumuzu görünce strateji değiştiriyor.
Saat 17.30da arkadaşlarının ailesi gelip sınıftaki çocuklar azalmaya başlayınca canının sıkıldığını söylüyor öğretmeni ama bizi kapıda görünce koşarak sarıldığını görmedim. Kreşten biz çıkarmasak,orada takılmaya devam edecek gibi bir hali var. İlla birine gidecekse,o kişi ben olmuyorum tabii :) "Annem mi? Babam varken hem de"(Elif'in iç sesi)  :)
Kreşteki yemek listesini çok beğeniyorum hatta gün sonunda kalan yemeklerden bize sarıp verseler (ücreti karşılığı) kesinlikle alırız. Bunu sorsam tuhaf olabilir diye sormuyorum ama belki bir gün sorarım.
Şimdilik kreşten haberler bu kadar.
Diyecektim ki aklıma geçen haftalarda yapılan seminer geldi.
Kreşteki çocuk psikologu abla (muhtemelen benden küçük) "sınır ve kural koyma" isimli bir seminer verdi bize. Aldığım notlar, genel olarak hemen her yerde okuyabileceğimiz şeyler aslında. Aklımda kalan en önemli cümle ise : "Kurallar ve sınırlar, bebeklerin kendilerini güvende hissettirir." Bir de sonunda psikolog şu cümleyi kurdu ki, onu daha da çok sevdim: "Size ideal olanı anlattım evet ama bunları her an yapmak oldukça zor. Sadece aklınızın bir köşesinde olsun ve anlattıklarımın 1/5'ini dahi yapsanız bence gayet yeterli." :)
Geleyim Elif ne kadar büyüdü, neler oluyor hallerine:
Konuşmalar:
Anne (18 Aylıkken başladı :),baba(ikinci kelime), dede(ilk kelimesi), anane (bir de bunun şarkılı anaane versiyonu var), hala, te (teyze), ayciş / ay-ç(d)a (ayça), ali, ede (eda), apla (abla), a-bi (abi),
ayrı(a)n (ayran), mama, bu (su), patitis (patates), bilav (pilav), ayı, bil(fil), pişi pişi (kedi), hav hav (köpek), ku (kuş), akka (ayakkabı), mini mini (mahna mahna şarkısı), pe-çe-te (en düzgün söylediği kelime :), a-baba (araba), Nü (Nur), oto (otobüs), ka (kamyon), süt (süt), ay-dede (Elif aydedeye aşık bence, her yerde onu arıyor), nana (uyku oyuncaklarının adı), dit (git), gırger (çubuk kraker), alma (elma), tek (kek), bu (bu, ne? anlamında), bi da (bir daha), önlük (yemek yerken taktırmaz ama kek vs yiyecekse kendi takıyor :), geldi, a-cıdı (acıdı, bir yerini acıttıysa gelip öptürüyor babasına -nadiren de bana :P )
Cümleler daha çok: "Süt bitti, anane gitti, a-baba geldi" şeklinde. "bitti" ve "gitti" sanırım hem favorisi hem de rahat söyleyebildiği bir şey. bir de babası yanımıza geldiğinde bana dönüp "anne dit(git)" diyor :)
Papağan gibi oldu ve hemen her şeyi taklit ettiği bir dönem, videoya çekip kaydetmeye çalışıyoruz anı olsun diye.
Yeme / İçme:
Elif konusunda kendimi takdir ettiğim tek konu bu sanırım :) Yemesine içmesine pek karışmamak, yediğini içtiğini saymamak, nasıl yediğine karışmamak. Bunu içsel olarak yapabildiğim için hiç zorluk çekmedim maşallah. Elif'in yanaklarını görenler "e yiyor tabii rahatsın" diyor ama hiç alakası yok. Kreşte biraz daha düzenli yiyor olsa da evde çoğunlukla sebze yemiyor (yedikleri, o da canı isterse: ıspanak, taze fasülye) "Bilav bilav" diye çırpınıyor çorbadan hemen sonra. "Bilav" yoksa evde yoğurt ekmeğe talim çocuk :) Çorbasını 16 aydan beri zaten kendisi içiyor ki öncesinde içememesinin sebebi çok basit: ben çorba yapmıyordum ki. (Yazınca kötü oldum, neden yapmıyordum acaba, yapsaymışım dedim şu an :/ ) Çorbanın dibini kaseyi eline alıp sıyırması, ekmeğini çorbaya banması, kaşığıyla çenesinden akanları toplaması hep kreşin etkisi, biz sadece bakıyoruz "aa ne güzelmiş/komikmiş" diye.
Sevdiği yiyecekler: yoğurt, kraker, ekmek, yumurta(genelde beyazı), balık (genelde yer), patitis elbette ki
Hiç sevmedikleri: Sebzelerin birçoğu, peynir(kaşarı bazen yiyor), zeytin, biber (babası kılıklı)
Uyku Düzeni:
Nasıl? Kim? Uyku mu? "I-ıh" Elife soruyorum, "Uykun geldi mi? Uyuyalım mı?"
O ara beni ısırmadıysa cevap belli, kaşlar çatılmış "ı-ıhhh" bir de "dit(git)" diye beni kovalıyor.
Kreşte maşallah yatağına konduğunda uyuyor-muş. (yok, hiç gıcık olmadım :P )
Evde hala ayakta sallıyoruz. Yaklaşık 3 aydır yer yatağında yatıyor. Bu niye daha önce aklıma gelmemiş ki dedim :) Bazı geceler "kabul günümüz" oluyor ve o gecelerde Elif hiç durmadan ağlıyor, ağlıyor ve ağlıyor :/ Maşallah diyeyim kesintisiz uyumaya yakın olduğu günler&geceler de oluyor ama :) Bu konuda dertlenmeyi bıraktım diyemem ama azalttım. Hala arada çok darlanabiliyorum, sorguluyorum "neden" diye. Sağlığına şükredip yoluma bakamıyorum çünkü çok uykusuz oluyorum ve işin aslı önümü falan göremiyorum. Karabalık sağolsun kızına bu kadar düşkün olmasa ve her gece Elife ben baksam ne yapardım bilmiyorum. Bünyesi bana göre daha dayanıklı uykusuzluğa, buna da bir bin şükür diyeyim (Esen sen geldin aklıma :)
Daha geç uyutuyoruz artık. En erken uyuduğu saat 22.30-23.00 arası. En geç de 24.00. Gece "zaten" uyandığını göz önüne alırsak bence kaçta uyuduğun da pek önemli değil esasen :)
Güvercin kitabından daha önce bahsetmiştim ama o günlerde kitabı yeni aldığım için Elifteki etkisini yazamamıştım. "Güvercin" bizim evin olmazsa olmazı, uykudan önce okunan son kitap. Temel mantık şu: "Güvercin BİLE uyuduysa, e hadi bari ben de uyuyabilirim" "Gu" yani güvercinin tüm replikleri ezberde, "nee" cümlesi ise Elifin favorisi. Dede'nin ona bir görev vermesi ve sonunda teşekkür etmesi Elifi çok mutlu ediyor.
Neler Yapıyoruz:
Bu başlık, benim en zayıf olduğum alan. Kreşte yapıyorlar nasılsa'nın tembel haliyim :) Yazın genelde parkta bahçedeydik iyiydi. Şimdi akşamları hava oldukça karanlık, soğuk oluyor ve midemiz de iyice boş oluyor, eve giriyoruz hemen.
Yemek sonrası Elif uyuyana kadar -yaklaşık 3-4 saat- "serbest" takılıyoruz. Elifin favorisi çoraplarını çıkarıp aralarında kalan pamukları çıkarmak, araba oynamak, kitaplarını hızlıca kitaplıktan indirmek(neyse sonra toplamayı kabul ediyor, dikey pek koyamıyor ama kitapları yatay olarak sıralıyor), yeni aldığımız masa ve sandalyesinde vakit geçirmek, babayla güreş, salondaki eşyaların üzerine çıkıp yere atlamak, annenin açıksa çanta ve cüzdanını muzip bir gülümsemeyle karıştırmak...
Aktivite demişken... Bu konuda çok kötüyüm, çok tembelim :( Bir yerde okumuştum, aynı renkteki eşyaları bir arada görmesiyle ilgili. Bir gün aklıma geldi ve hadi elif mavi bir şeyler seçelim dedim. İşin içinde oyun varsa elimi tutar. El yıkamaya gidiyorsak benden kaçar. Elif için bir şey ifade etti mi bilmiyorum ama mavi bir poşet de varmış meğerse, onun içine koyup çıkardık, hoşuna gitti.
Sosyal medyada gördüğüm anneler, tam bir aktivite uzmanı. (bu konuda biraz doluyum ama bu yazıda değinmeyeceğim) Elife baktığımda ise zaten tabağındaki yemeği babasının tabağına kaşığıyla koyuyor, çamaşırlarını sepetten makineye de dolduruyor, oradan oraya kendince aktarıyor, ellerini kendisi yıkadığı için suyla da arası iyi, kalemi ve boyamayı da seviyor. Daha ne olsun diyip kendimi savunacağım neredeyse ama yok, aldığım kitapları okumanın ve uygulamanın zamanı geldi. "Aktivite uzmanı anne"olamam ama en azından "bir şeyler" yapabilirim. İşin aslı zıt kavramlar, eşleştirmeler, renkler, sayılar öğrenmesi değil benim derdim, birlikte keyifli (kaliteli değil) vakit geçirelim, gülelim, eğlenelim yeter.
Elifin odasının ilk ve tek süsü geçen hafta yaptığımız baykuşlar :)
Bu yaş grubu çocuklar nasıl oluyor bilmiyorum, okumadım. Elif, biz ne yaparsak aynısını yapmaya çalışan (gözüme kalem sürerken görmüştü, kalemi gözüne soktu :/ ), istediği bir şey olmayınca anında carlayıp kendini yere atan, babasına sahiden çok düşkün, ikinci sıraya da ananesini koyan, ben nerelerdeyim acaba :), kime neyi yaptırabileceğini çok iyi bilen, yeme-içmesi kendine göre 'yeterli', yeni bir şeyler keşfetmeye oldukça meraklı, 'tehlikeli' kavramını yavaş yavaş öğrenen (elimde sıcak bir şey varsa ve ben bu 'sıcak' dememe rağmen istiyorsa onu eline veriyorum-kitaptan okuduğum bir şey değil, yaşayarak öğrenmesi daha kalıcı olur diye düşündüğümden), yürümeye başladığından beri bebek arabasına kesinlikle binmeyen, dişlerini fırçalamayı oyun gibi gören, saçlarına üst üste bant takan, kakasını bazen önceden bazen de yapınca "kaka bitti" diye söyleyen, çok şükür ki keyifli, oldukça da inatçı bir çocuk.
Öğretmeninin deyişiyle "2 yaş halleri"ni yaşamaya başlaşımız. Hıı, iyi :)
 Kitap demişken de bir hızla okuduğum tüm "çocuk büyütme" kitapları şimdi rafta :) Herkese göre bir şey düşünmekten yorulduğum bir anda bırakmıştım, zamanının geldiğini hissettiğimde belki yine okurum, şimdilik bize göre takılıyoruz.
                                                                                     ***
Bu yazıyı hazırlamıştım ama ben yayınlayana kadar tabii vakit geçti, Elif de dün gece ilk defa olarak kustu :( Allah başka rahatsızlık vermesin ama aklım hep onda kaldı, kreşte de mutsuzmuş ve öğretmenine sarılıyormuş (bence onu ananesi gibi görüyor).
İnşallah gece anne baba moral desteği ve yemekleri ile birlikte iyice toparlar.
Çok özledim kuzumu, sarı papatyamı...
Devamını oku »

19 Ekim 2015 Pazartesi

Elif'in Kreş Günlüğü- 5

Bir önceki yazımı okudum şimdi, yine gülümsedim. İleride inşallah fikrim değişmezse çok şükür kreş hayatımız iyi gidiyor. Kreşi biz de seviyoruz. Hatta daha bu sabah "keşke ben de en azından bir yıl kreşe/anaokuluna gitseymişim" dedim. Beni de alsalar içeri, gireceğim sanırım :) Anaokuluna gittiğim ilk gün şişmanca bir kız beni köşeye sıkıştırmıştı, ondan korktum ve "oraya bir daha gitmem" dedim. Ve gitmedim. Anneme bu konuda hala kızıyorum. Sanki her dediğimi yaparmış gibi :) Gel bir konuş benimle, sebepleri, çözümleri, zorlukların üzerine gidilmesi vs hakkında. Şimdi bile zorluk görünce kaçışımda belki o ilk günün etkisi var :) (Abarttım evet)
Bence en güzel okul, çocuğun kendini mutlu hissettiği ve senin de anne baba olarak çocuğunu güvenle bırakabildiğin okul.
Kreşte bu ara en çok şarkı öğreniyorlar. Elif'in hareketlerinden "değiştir"şeklinde şarkıları biz de öğrenip söylüyoruz. Favoriler "anneni seviyorsan alkışla", "bak postacı geliyor", "ali babanın çiftliği", "otobüs gider döne döne" , mini mini bir kuş"ve "baby finger" Her birinin anlatımı farklı Elif açısından. alkış yapıyor, el sallıyor, minik kuşu camdan getiriyor, "baba-pişi" diyor, baş parmağını oynatıyor vs.
Geçen hafta uzaktan gördüğümüz bir öğretmen gelip bizimle konuştu. "Hi, I'm İrem Teacher." ile başlayan diyaloglar öğretmen açısından İngilizce, bizim tarafımızdan da Türkçe devam etti çünkü biz ne olduğunu anlamadık. Ben bu okulda İngilizce öğretildiğini bilmiyordum çünkü sormamıştım, böyle bir şeye gerek yoktu. Meğerse haftalardır ana öğretmenlerin dışında bir adet İngilizce öğretmeni varmış ve gün boyu onlarla berabermiş. "Baby finger"ı da o öğretmiş sanırım. İsminin "İrem" olduğunu duymasam tarzı ve aksanıyla yabancı biri zannederdim. Biz ısrarla Türkçe konuşunca -ne olduğunu anlayamadığımızdan- "Çocukların yanında Türkçe konuşamam" dedi. Biz de "hııııı" dedik :)
İngilizce konusunda -ileride fikrim değişir mi bilmiyorum- ben biraz daha farklı düşünüyorum. Özellikle küçük yaş gruplarında okulun yani kreşin amacının "mutluluk" ve "oyun" olması sanki yeterli. Çocuğa devamlı bir şeyler öğretmeye çalışmak (şarkılar hariç) gereksiz geliyor bana. Ama bir taraftan kızı 2 yaşında olan bir baba görüyoruz. Parkta da devamlı karşılaştığımız için diyalogları çok net duyuyoruz. "Salıncak ne renk?" diyor. "Mavi" değil de "Blue" yanıtını istiyor mesela. Eleştirmek midir bunun adı bilmiyorum ama sanki çocuk orada sadece salıncağa binse, yeterli değil mi? (ya da belki de ben sadece o an gördüklerimden dolayı adamcağızı yargılıyorum :)
Uşak-köy
Geçen ay yazmayı unutmuşum, hemşire emekliye ayrıldı. O kadar üzüldük ki. Nasıl desem, ben bu kadar güler yüzlü ve işini aşkla yapan başka bir hemşireye daha önce hiç denk gelmemiştim. Çocuklara resmen annelik yapıyordu. Onun yerine gelen hemşireye alışmaya çalışıyoruz hala.
Bu ara en yeni gelişme Elif'in saltanatının bitmiş olması :) 14,5 aylıkken başlamıştı ve en küçük oydu kreşte. Şimdi ise iki minik daha geldi. 13 aylık olan kız 2 ay erken doğduğu için, 12 aylık olan çocuğun da annesi vefat ettiği için özel durumları var. Elif de onları kıskanıp kendini yere atıyormuş. "Bırakın atsın, öğrenir zamanla" dedik ama zaten kime diyorum... Öğretmeni maşallah o kadar iyi biri ki. Aralarındaki dengeyi çok güzel kuruyor ve eminim Elif konuşmaya başladığında arkadaşlarını eve de getirmek isteyecek. Öğretmeninde en çok sevdiğim şey de pozitif ve çözüm odaklı olması. Uyku konusunda yaşadıklarımızda "İnanın bu da geçiyor, bir de şunu deneyebilirsiniz eğer isterseniz" gibi öneriler getiriyor. Birçok konuda böyle olunca, ben de ona danışıyorum ve hepsinde de haklı çıkıyor. Kendisi benim de öğretmenim gibi :) Sağduyulu ve asla kesin kurallarla bizi boğmuyor. Bir şeyin çocuğa göre olması ve ailenin otoritesi hususlarında çok güzel denge sağlıyor. İki tane kızı var, üniversitede okuyan. Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama onun enerjisi bende yok, onu biliyorum. Onu görmek beni mutlu ediyor. Sanırım Elif'i de öyle :) (Çok şükür ve maşallah diyeyim)
Bir de unutmadan ve utanarak şunu yazayım: yemekler o kadar güzel görünüyor ki(isimlerinden) karabalıkla hep şunu konuşuyoruz; gitsek bizi de yedirirler mi :) Elif evde yaptığı birçok yemek yememe hareketini (eskiden yapmıyordu pek) kreşte nadiren yaptığından, gönlümüz rahat. "Tavuk suyuna çorba" yapacağım diye çok kasmıyorum kendimi işin açığı, evde ne varsa onu yiyor Elif de.
İnşallah günlerimiz hep böyle güzel geçer, Elif'i okula erken vermenin vicdan azabını hafifletmiş oluruz...

Devamını oku »

16 Ekim 2015 Cuma

Elif ve Uyku :)

Elif ve uyku konusu ne zamandır aklımda olan bir konuydu, yazarsam belki biraz daha rahatlarım bu konuda.
Elif doğmadan önce okuduğum "bebek büyütme kitapları"nda "uyku" bölümünü sahiden anlamıyordum. Okuduğunu anlayamama... O kadar çok cümle vardı ki, hepsinde de bir "yöntem"den bahsediliyordu. Aman sallamayın çocuğu, sakın emzik vermeyin, ya da bir dakika verseniz mi acaba, yok siz en iyisi ucundan koklatın gibi. Tüm bunlara ne gerek vardı bilmiyorum çünkü Elif gayet de yatağına koyunca uyuyacaktı. Tüm bebekler öyle değil miydi yoksa? (yazar burada saflığına gönderme yapmaktadır)
Doğum ile 10. gün arasında yaşadığımız sarılık sebebiyle Elif devamlı uyuyordu ve biz onu uyandırmak için burnunu sıkıyorduk. O zaman şu cümleyi hatırlayacağımı bilmiyordum tabii: "İleride acaba Elif'i uyandırmak için değil de uyutmak için çaba harcar mıyız?" Deme işte. Merak da etme değil mi.
10. gün başlayan ve yaklaşık 4.5 ay süren kolik sebebiyle Elif akşamları 17-23 arası ağladı ya da bağırdı. 23'ten sonra biraz bayılıyordu ancak sonra yine acıkma/gaz/uyku sürecine giriyorduk. Bu arada 2.5 ay boyunca anane-babaanne dönüşümlü olarak yanımızda olduğu için ben "görece" biraz daha uyuyabiliyordum.
Gündüz uykularında ise hiçbir zaman 30-45. dakika döngüsünü kıramamıştık.
İki aydan sonra Elifi bolca slinge koydum ki evde kimse yokken resmen kurtarıcım o oldu, üretenlerden Allah razı olsun :)
Elif 5 aylık olunca okuduğum tüm "uyku" kitaplarından da aldığım gazla uyku eğitimine karar verdim. Ancak birkaç hafta sonrasında tatil planımız olunca bu eğitimi tatil dönüşüne erteledim. (yazarken aklıma geldi de 1-2 hafta kadar "Tracy" denedim, başarılı olamadım)
Elif 6 aylık olduğunda Kim West ile uyku eğitimi denemelerine başladık. O günleri biraz daha iyi hatırlıyorum aslında, iyi niyetli bir çabamız vardı. Elif şimdikine kıyasla daha az direniyordu ve ağlıyordu. Sadece yanında durarak (1 saati bulsa da) onu uyuttuğumuz zamanlar oldu. (belki 1 ay falan)
7. ay civarı bir şeylerin tam olarak yolunda gitmediğini fark edip uyku danışmanlığı aldık ama sadece 1 saatlik olan seanstan. Çünkü bence biz bayağı yol kat etmiştik kendi çapımızda, sadece cilamız eksikti :) O görüşme bizim açımızdan çok başarılı geçti. Nelere dikkat edeceğimizi çok daha iyi kavradık. O saatten sonra bizi kimse tutamazdı.
Ya da tutar mıydı?
Çünkü unuttuğumuz bir şey vardı: DİŞLER !
Dırın dırın.
Biz ki Elif'in uyku saati aman kaçmasın diye sıfır sosyal hayat yaşayalım, sen gel bize "dişim çıkıyor" de. Oldu canım :)
Elif maşallah ve sağolsun dişlerini tek tek çıkarmadı. Mısır patlağı gibi iki seferde çıkardı. İlki 8. ay civarı, ikinci patlama da Avusturya tatilinde ağrıları başlayan ve 13. ay gibi kendini gösteren, kreşe başladığında da devam eden köpekler ve azılardı. O dönemlerde ağlamasını ve huysuzlanmasını normal karşıladık çünkü ortada bir "sebep" vardı. Buna şükürdü.
Lakin dişlerden sonra düzelmesini beklediğimiz, gündüz iyice yoruluyor kreşte gece de iyi uyur dediğimiz hatta üzerine kreş çıkışlarında parka götürdüğümüz, her gece yatmadan banyo yaptırdığımız, sakinleşsin diye kitap okuduğumuz bebemiz, Elif'imiz bizi yanılttı.
Kreşte oldukça sorunsuz ve çoğunlukla aralıksız uyuyan kendi değilmiş gibi davranıyor. İşte ben ona sinir oluyorum. Geçen gün öğretmeni "Elifi ben bir gece eve götüreyim, siz de lütfen uyuyun" dedi. İşte ona o an sarılmak ve şunu sormak istedim: "Şaka yapmıyorsunuz değil mi?" :) Tabii ki şakaydı.
Elif gündüzleri daha güzel uyusun diye 5. ay civarı odasını ayırdığımızda ona kalın perdeler almıştık. Ben ona klasik müzik, Barış Manço'nun ninnileri gibi cdler alıp dinletiyordum. Şarkı ile uykuyu bağdaştırsın diye. Pek olmadı.
Uyku ile en çok bağdaştırdığı şey uyku oyuncağı "nana" oldu. Rossman'dan tamamen öylesine bir pembe bir mavisini aldığım tavşancıklar Elif'in vazgeçilmezi. Mavisi kreşte hatta. Pembe tavşanın yanına bir de minik Minnie başlıklı uyku oyuncağını ekledi. Onların adı "nana" Neden böyle diyor, bilmiyorum.
16 aydan beri emzirme ile ilişkimiz de kalmadığı için (ikimizin de) memeye uyanıyor da diyemiyorum.
7-8 aylık mıydı tam hatırlamıyorum, geniz eti büyümesi olabilir demişti doktor, kbb'ye gittik. O da değilmiş.
Bir şeye alerjisi mi var acaba dedik ama gece ağıtının dışında çok şükür belirtisi yok. Reflüsü olsa gündüz kreşte uyuyabilir mi? Bilmiyorum.
Hafta sonu evde gündüz uykusu da hala 30. dakikada uyanma şeklinde.
Yatağında ve odasında mı bir şey var acaba dedik, yatağını kaldırdık, yer yatağı koyduk hatta daha önce üzerini hiç örtmediğimiz halde ayaklı uyku tulumu aldık, yumuş yumuş uyusun diye. O da olmadı.
Acaba bizi mi arıyor diye yanına uzandık, onu bizim yanımıza aldık... Onlar da fayda göstermedi. Uyandığında bizi görmesine rağmen şiddetli bir şekilde ağlıyor.
"Uykuya nasıl geçerse uyandığında da onu arar" tezini görmek için sabırla ve inatla kendi kendine uyuması için bekledik. Bekledik. Ve bekledik. O da olmadı.
Şu an biraz kucak, biraz ayakta sallama yöntemiyle, saç kurutma makinesi açık olarak, karanlıkta, uyku oyuncağıyla, yer yatağında uyutuyoruz.
Eve girişimiz 6.30, yemek yenmesi ve kalkış 7.30, banyosu vs. derken saat 8.30 oluyor. O ara biraz kitap okuyorum. Ve odanın ışığını kapatıp dışarıya bakıyoruz. "Kediler de uyumuş, köpekler de uyumuş, uyku vakti geldi Elif, bak herkes uyumuş" şeklinde onu uykuya hazırlamaya çalışıyorum. İşte tam o ara ağlamaya başlıyor.
"İyiydik böyle, ne uykusu" şeklinde. Bahaneleri bertaraf edebiliyorum ancak yarım saatin sonunda sabır seviyem inmeye başlıyor ve ben kendimi çok kötü hissetsem de ona bağırıyorum :( Bazen susuyor bazense daha da çok ağlıyor. Babası uyutuyorsa beni, ben uyutuyorsam da babasını arıyor. İkimiz de odada olalım diye denedik, onda da dedesini çağırıyor :) O yüzden tek başımıza uyutuyoruz.
Yazmayı unutuyordum, 17. ay civarı ben çok kararlı bir şekilde Ferber denemeye başladım. "Zaten ağlıyor"du vicdanımı rahatlatmaya çalıştığım şey ancak kreşteki psikolog yakın bir zamanda emzirme ilişkimiz de kesildiği için bu yöntemi tavsiye etmedi. Ve zaten kreşte de olduğu için -gündüz pek göremediğimizden- karabalık bu yönteme hiç sıcak bakmadı.
İnsanların laflarından kurtulmak amacıyla ve denemiş olmak için Elif'i geç saatlere kadar ayakta tutup iyice yorgun düşmesi yöntemini de denedik. O da olmadı ki zaten bu bana hiç mantıklı gelmiyor-du.
13 aylık olana kadar gündüz leri çift uyku ve bazen şekerleme ile geçirdi. Sonrasında kreşe başlamadan -ve farkında bile olmadan- gündüz uykusunu öğlen 12ye çektim ben. Gündüz daha az uyuduğundan gece uyur mu diye düşündük. O da olmadı.
"Geç uyursa geç uyanır" tezi de bizde geçerli olmadı. 1 yaşına kadar 6'da uyanıyordu Elif, şimdilerde de 7 civarı ağlayarak uyanıyor.(çünkü tabii ki uykusunu tam alamıyor ancak geri uyutmaya çalıştığımızda da uyumuyor)
Bir bebeğin yemek yememesi de oldukça kötü (Elif akşam yemeklerinin ya suyunu sıkıyor elinde, köfte bile olsa ya tükürüyor ya da yere atıyor, ona rağmen bence "fena değil" yemesi) ancak bebeğin uyumaması sadece bebeği etkilemediği için anne babayı oldukça zorlayan bir şey.
Kolik zamanından beri kurduğum bir cümledir: "Allah'ım buna çok şükür... " Ne kadar isyan edersek edelim, dünya üzerinde çok daha kötü şeyler yaşayan anne babalarla karşılaştıramayız bile kendimizi. İşin bu kısmına odaklanıp "bu günler de geçecek" diyorum. Bazen bu söylediğime gerçekten inanıyorum bazen de "ama ben sadece uyumak istiyorum" diyorum. İnsanım neticede :)
Tüm uykusuz annelere gelsin bu minik fincan kahve :)
Dün gece ağlamaktan kustu Elif, canım sıkıldı biraz. Yeniden bir doktora gidip "biz aslında iyiyiz ama Elif neden bu kadar çok ağlıyor?" demeyi planlıyoruz. Bitki çayı mı verir tahlil mi yapar yoksa "sebebi çok basit, formülü de bu" deyip bizi mutluluklara mı nakşeder, onu da yazarım. Onun haricinde önerisi olan varsa lütfen yazsın. (Uyku danışmanlığı fikri hariç maalesef)
* Uykusuzluğumu gören oda arkadaşlarımdan birinin yorumu: "Bu da geçiyor be Esra, büyüyorlar". Bugün bu cümleye, sağlığımıza ve şükretmeye odaklanayım ben biraz :)

Devamını oku »